MODA

Keyifli Hayatın Dergisi

Moda Dergi

moda dergi

– Moda, Haber, Röportaj, Kültür Sanat, Alışveriş, Business, Dosya Haber, Lifestyle ve günlük hayatın içinde ne kadar güzellikler varsa Moda Dergi orada.

PINAR ALTUĞ ATACAN MÜCEVHER KOLEKSİYONUNU TANITTI

Ekranların sevilen ismi Pınar Altuğ Atacan’ın kendi yarattığı mücevher markası SELMA byPınarAltuğ’un basın toplantısını Bebek Happily Ever After’da düzenlendi.

İsmini, Pınar Altuğ Atacan’ın annesinden alan koleksiyon, birbirinden şık mücevherlerden oluşuyor. Kendi tasarımlarından oluşan koleksiyonu sevenleriyle buluşturduğu için oldukça heyecanlı olan Pınar Altuğ Atacan,“Anneler kızları için idoldur. Ben anneme hayrandım. O her zaman en güzel, en özeldi. Nasıl makyaj yaptıysa, ben de öyle yaptım. O ne giydiyse ben de giydim. Annem gibi ben de mücevheri hep çok sevdim. Genç yaşlardan itibaren kendime takı almak istediğimde para biriktirdim. Küçücük de olsa, kuyumcularda kendi takılarımı yaptırdım. Bu tutkumu paylaşmaya karar verdiğim an Annem bir şekilde yanımda olmalıydı ve bana öğrettiği bu zevki paylaşmalıydık. Özel bir Annenin, kıymetli kızına bıraktığı ölümsüz anı ve zevklerin bir karması olan Selma byPınarAltuğ markası böyle doğdu” dedi.

KÖKSAL AİLESİ, İKİZLERİN DOĞUMGÜNÜNDE BULUŞTU

PET HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI GÜNTEKİN KÖKSAL'IN İKİZ TORUNLARI GÜNTEKİN VE HİRA KÖKSAL'IN BİRİNCİ YAŞ GÜNÜ AİLE ÜYELERİNİN KATILIMIYLA KUTLANDI. GÜNTEKİN KÖKSAL'IN OĞLU BURAK KÖKSAL VE EŞİ DUYGU KÖKSAL, İKİZLERİNİN BİRİNCİ YAŞINDA HAZIRLADIKLARI KUTLAMA ORGANİZASYONU İLE TÜM AİLE ÜYELERİNİ BULUŞTURDU. GÜNTEKİN KÖKSAL VE EŞİ PINAR KÖKSAL ÇOCUKLARI VE TORUNLARIYLA BİR ARADA OLMANIN MUTLULUĞUNU YAŞADI.

KORUNCUKLAR İÇİN EL ELE VERDİLER

Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın Rocca Restaurant’ta çocuklar yararına düzenlediği davet büyük ilgi gördü.

Cemiyet hayatının tanınmış isimleri, Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı yararına bir araya geldi. Zorlu Center Raffles Otel’deki Rocca Restaurant’ta öğle yemeğinde bulaşan davetliler, modacı Dilek Hanif’in 2015 İlkbahar / Yaz koleksiyonundan oluşan defileyi izledi. Hanif’in yalın koleksiyonu büyük beğeni topladı. Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı Başkanı Figen Özbek’in konuşmasının ardından Raffles Otel Genel Müdürü Tarek Mourad’a, Dilek Hanif’e, Öner Evez’e ve daimi desteklerinden dolayı Engin Hepileri ile Beyza Şekerci’ye plaketleri sunuldu. Davette Koruncuk dostu firmaların bağışladıkları hediyelerle sürpriz bir çekiliş düzenlendi. Figen Özbek, gelirin Koruncukların hayata adım atarken ihtiyaç duydukları rehabilitasyon çalışmaları için oluşturulan fona aktarılacağını vurguladı.

BÜYÜKELÇİLER MARIA BERENT'İN SERGİSİNDE BULUŞTU

İSVEÇLİ SANATÇI MARIA BERENT'İN "KUŞLARIM: RENKLİ SIFATLARIM" İSİMLİ SERGİSİ GALERİ SOYUT'TA AÇILDI. ÇOK SAYIDA BÜYÜKELÇİNİN BİR ARAYA GELDİĞİ SERGİ, KATILIMCILARDAN TAM NOT ALDI.

Maria Berent, “Kuşlarım: Renkli Sıfatlarım” isimli sergisi ile 20 Şubat-11 Mart 2015 tarihleri arasında Galeri Soyut C Salonunda sanatseverlerle buluşuyor. Berent, 1972 yılından bu yana seramik, 2012 yılından itibaren de mermer ile çalışıyor. Seramik çalışmalarını 2004 yılından itibaren Bercis Açıkalın’ın stüdyosunda devam ettiren Berent, mermer çalışmalarını Çidam Melek’in rehberliğinde Nautilus adlı atölyede sürdürüyor. Maria Berent'in sergi açılışına çok sayıda büyükelçi katılırken eserler davetliler tarafından tam not aldı.

ÖNAL VE ŞAYLAN AİLELERİNİN MUTLU GÜNÜ

BİKEM-IŞIK ÖNAL ÇİFTİNİN OĞLU ONAT ÖNAL İLE BARBAROS-VERDA ŞAYLAN ÇİFTİNİN KIZI İPEK ŞAYLAN SHERATON OTEL'DE DÜZENLENEN TÖRENLE DÜNYA EVİNE GİRDİ.

Geçtiğimiz haziran ayında aile arasında sade bir törenle evliliğe ilk adımı atarak nişanlanan Onat Önal-İpek Şaylan çifti Sheraton Otel'de düzenlenen düğün merasimiyle evlendi. Seçkin davetlilerin katıldığı törende genç çiftin mutlulukları gözlerinden okunuyordu. Dört yıldır birlikte olan Onat ve İpek çifti düğün merasimlerinin ardından balayı için Maldivler'i tercih etti.

MICHAEL KORS'TAN GÖRKEMLİ TANITIM

Dünyaca ünlü moda markası Michael Kors, New York’ta gerçekleştirdiği Fall 2015 Show’da “Miranda”adını verdiği yeni gözlük koleksiyonunu tanıttı.

Michael Kors’un ev sahipliğinde SoHo mağazasında gerçekleştirilen “Miranda Eyewear Collection” tanıtımı, ünlü fotoğrafçı Victor Demarchelier’in inovatif çoklu ekran kullanımı ile konseptleştirdiği fotoğrafları ve DJ Brendan Fallis’in müzikleriyle görkemli bir kutlamaya dönüştü. Kate Hudson, Allison Williams, Lily Aldridge, Poppy Delevingne, Jessica Hart, Ming Xi, Hanneli Mustaparta, Harley Viera-Newton, Leigh Lezark, Karmen Pedaru, Alexandra Richards, Tao Okamoto, Tiffany ve daha pek çok ünlü ismin davetli olarak katıldığı gecede, konuklar yeni Miranda Gözlük Koleksiyonu’nu deneme ve fotoğraf çektirme fırsatı yakaladı.

No4 RESTORAN GELENEĞİ BOZMADI

ANKARA, SON ZAMANLARIN EN EĞLENCELİ PARTİSİNE EV SAHİPLİĞİ YAPTI. WYNDHAM OTEL NO4 RESTORAN’DA DÜZENLENEN PARTİYE ÇOK SAYIDA SEÇKİN İSİM KATILDI.

Her ayın ilk Cuma gecesi düzenlenen parti 2015 yılında da düzenlenerek eğlencenin adresi oldu. Dj Can Hatipoğlu ve Multienstrümantalist Onur Nar geceye katılan davetlilere müzik ziyafeti sundu. Duayen Magazinci Kenan Erçetingöz, eşi Gül Erçetingöz, İşadamı Gültekin Güvensoy ile eşi Refika Güvensoy, Modacı Duygu Şahin, Ünlü Şef Pınar İshakoğlu ve Sommelier Burçak Desombre’nin de katıldığı parti eğlenceli görüntülere sahne oldu. Dj Can Hatipoğlu’nun müzikleriyle ısınan davetliler, Onur Nar’ın perküsyon performansıyla da keyifli zaman geçridi.

HEM AİLE SAADETİ HEM AİLE SANATI

Peker Grup Yönetim Kurulu Üyesi Hande Peker Kuyumcu, babası Peker Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Peker ile birlikte kurdukları Peker Sanat Evi'ni MODA Dergi'ye anlattı. Ankara'da sanata gönül veren genç sanatçıları birbirinden ünlü usta sanatçılarla bir araya getirdiklerini belirten Hande Peker Kuyumcu, geleneksel hale gelen Peker Sanat Ödülleri ile de yetkin sanatçıları onurlandırdıklarını ifade etti. İlkokul üçüncü sınıfta katıldığı resim yarışmasında dünya ikincisi olan Hande Hanım, resim sanatına olan ilgisini bugünlerde satın aldığı birbirinden özel tabloları koleksiyonuna ekleyerek sürdürüyor.

Sanat aşığı bir babanın yine sanat tutkunu kızı olan Peker Grup Yönetim Kurulu Üyesi Hande Peker Kuyumcu, küçük yaşlarda başladığı resim macerasını Peker Sanat Evi aracılığı ile pekiştirmeye devam ediyor. Birbirinden yetenekli ve ünlü resim sanatçılarını galerilerinde ağırladıklarını ifade eden Hande Hanım, çocukluğundan bu yana sanat sohbetlerinin içinde olmaktan son derece mutlu olduğunu belirtiyor. Hande Hanım, sanata dair içinizi ısıtan sohbetiyle MODA sayfalarına konuk oldu. Hande Peker Kuyumcu'yu kendi yorumlarından tanıyabilir miyiz? 1978 doğumluyum.1996 yılında TED Ankara Koleji'nden, sonrasında 2001 yılında Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldum. Ardından eğitimimi DC’de Georgetown Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra babamla beraber çalışmaya başladım. Peker Şirketler Grubu bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Görevlerim arasında beni en çok heyecanlandıran projelerimden “Belenco” markasının yaratılmasında ve Belenco Quartz Yüzeyler Fabrikası'nın kurulmasında bizzat bulunmam yer alır. Bunların yanı sıra çocukluğumdan bu yana resim sanatı ile ilgileniyorum. İşim ve çocuklarımdan arta kalan zamanlarımın neredeyse tamamını sanat ve bunun dışında da spor, sağlık ve beslenme konularındaki uğraşlarım için harcıyorum. Resim sanatına olan merakınızı nasıl keşfettiniz? Resim yapmaya çok küçükken, daha yazı yazmayı bile bilmediğim yaşlarda başladım. Bu ilgimin yavaş yavaş ailemin de dikkatini çekmeye başlaması üzerine ilkokulda özel dersler almaya başladım. İlkokul üçüncü sınıftayken katıldığım Shanghai Uluslararası Resim Yarışması’nda dünya ikinciliği kazandım. Bu derece ile beraber özellikle babam, beni bu ilgim konusunda daha iyi yönlendirebilmek amacıyla kendisi de resim sanatı ile ilgilenmeye başladı. Kısa süre içerisinde resim çevresi ile tanışarak O da bu alandaki ilgisini ilerletti. Bu sayede, o yıllardan sonraki çocukluğum ve gençliğimde, başta resim sanatı gelmek üzere daima sanatın içinde ve sanatçıların arasında oldum. Resim alanında elde ettiğiniz başarılarınızı bizimle paylaşır mısınız? Resim alanında elde ettiğim ilk başarım, bahsettiğim Shanghai Uluslararası Resim Yarışması’nda aldığım dünya ikinciliğidir. Sonraki dönemde de çeşitli çalışmalar yaparak, aralarında UNICEF, UNESCO mansiyon ödülleri de bulunan çeşitli ödüller aldım. Ancak yaşım ilerledikçe aile şirketimizin getirdiği sorumluluklar ve iş dünyasının yüksek temposu nedeniyle resim çalışmalarımı istediğim şekilde ilerletemedim. Ancak bütün bunlar beni resim sanatından koparmaya da yetmedi. Gerek içinde bulunduğum sanat çevresi ve gerekse resme karşı hala devam eden sevgim, bu alana olan ilgimi bir sanatsever ve zamanla da bir koleksiyoner olarak devam ettirmeme vesile oldu. Resim sanatına gösterdiğiniz ilgiyi biliyoruz. Koleksiyonerliğe nasıl başladınız, babanızın bu konuda etkisi oldu mu? Koleksiyonerliğe başlamadan önce uzun bir süre resim sanatını bir sanatsever olarak takip ettim. Bu dönemde resim sanatı hakkındaki bilgilerimin ilerlemesinde ve ilgimin daha da derinleşmesinde babamın payı büyüktür. Kendisinin de resim sanatı ile ilgilenmeye başlaması sonrasında kısa sürede genişlettiği sanatçı çevresi sayesinde tüm çocukluğum bilhassa resim sanatının ve sanatçılarının arasında geçti. Bu süreçte beraberce hem dünyadaki hem de Türkiye’deki sanat organizasyonlarını takip ettik. Küçük yaşlarımdan beri babamla birlikte resim sohbetlerine katılır, yurt içi ve yurt dışındaki müze ve sergileri gezerdik. Bu hem ikimizin de ortak ilgi alanıydı, hem de baba kız olarak kaliteli şekilde vakit geçirmemizi sağlayan bir aktiviteydi. Çok ilginçtir, insan resim sanatının içinde belli bir vakti geçirdikten sonra estetik anlayışı ve algıları ciddi şekilde değişiyor. Yeterince fazla resme baktığınız zaman onların eksikliğini günlük hayatınızda da hissediyorsunuz ve bu eserleri günlük hayat içinde görmemek bir eksiklik duygusu oluşturuyor. Bir süre sonra, çok sevdiğimiz resimleri evimizde, ofisimizde de görebilmek ve onlara sahip olabilmek amacıyla resim toplamaya başladık. Koleksiyonlerlik ise bu şekilde yıllar geçirdikten sonra kendiliğinden gelişen bir tutku oldu. Sanatçıları ve eserlerini tanıdıkça onlara daha farklı gözle bakmaya, farklı özelliklerini, önemlerini anlamaya, daha önce fark etmediğim detayları görmeye başladım. Zaten bir konu ile ilgilenirken o noktalara geldikten sonra durmak da pek mümkün olamıyor; hayatınızın bir parçası olarak devam ediyorsunuz. Ünlü koleksiyoner Charles Saatchi’nin çok sevdiğim tanımlaması ile “Koleksiyoner, evinin ve ofisinin duvarlarına asabileceğinden en az bir tane fazla sanat eseri olan sanatseverdir.” Saatchi’ye göre resim sahibi olmaktan koleksiyoner olmaya, babam ben daha çocuk yaşlardayken geçmiş olmakla beraber, benim aynı noktaya 30 yaşında geldiğimi söyleyebiliriz. İlk satın aldığınız tabloyu hatırlıyor musunuz? Evet tabii ki hatırlıyorum. Kendi adıma aldığım ilk tablo, çok beğendiğim, duayen resim sanatçılarından Adnan Turani’nin bir eseriydi. Keman çalan bir kızın resmedildiği bir portre. O tablo hala evimde asılıdır. Koleksiyonerliğin dışında bir de sanat eviniz var. Galeri açmaya nasıl karar verdiğinizi anlatır mısınız? Daha önce de söylediğim gibi çocukluğum resim sanatçılarının arasında ve birçok resim atölyesinde geçti. Oralardaki sıcak ortamı, keyifli sanat sohbetlerini her zaman çok sevdiğim için bu zaten içimde yer etmiştir. Ama galeri fikri şüphesiz koleksiyonerlikte ilerlememiz sonrasında oluştu. Üniversiteyi bitirdikten sonraki dönemde Peker Koleksiyonu ile ilgili yaptığım ilk önemli çalışma, koleksiyonun kataloglanarak tüm sanatseverler ile paylaşılabilir hale getirilmesi olmuştu. Bu sayede birçok sanat eserinin anlatıldığı bir sanat kataloğu oluşturmayı başarmıştık ancak buna rağmen bu eserleri gerçekten sergilemek gibi bir imkanımız yoktu. Bana göre bir sanat eseri için en üzücü durum, sanatseverlerin onu göremeyeceği bir yerde, örtülerin altında veya kutularda depo edilmesidir. İşte biz de kendi eserlerimizi bu durumdan kurtarmak için Peker Sanat Evi’ni kurduk. Peker Sanat Evi satış da yapıyor olmakla beraber aslında ticari amaçla kurulmuş bir yapı değildir. Peker koleksiyonunu paylaşmanın yanında başlıca fonksiyonu bir taraftan genç ve yetenekli sanatçıların desteklenmesi ve sanat dünyasına kazandırılması, ayrıca alıcılarla buluşmalarının sağlanması, ve bir taraftan da sanat dünyasının duayenlerinin onore edilmesidir. 2. Geleneksel Peker Sanat Ödülleri ile sanat ve sanatçıya destek olma projenizin detaylarını anlatır mısınız? Geleneksel Peker Sanat Ödülleri organizasyonu, bizlerin Peker Sanat Evi olarak sanata ve sanatçıya destek olmak amacıyla yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerinden birisi. Bu ödüllü resim yarışmasını yıllar geçtikçe daha da yaygın bir şekle getirmeyi istiyoruz. Bu yılki projeye tam 34 ilden 157 sanatçı katıldı. Eserler, sanat eleştirmeni Doğan Hızlan, Prof. Ergin İnan, Yalçın Gökçebağ, Habip Aydoğdu, Peker Grup sahibi Erhan Peker ve sanat eleştirmeni İbrahim Karaoğlu’ndan oluşan seçici kurul tarafından değerlendirildi. Değerlendirme neticesinde ise 3 sanatçının yapıtları, resim alanında yaratımda bulunan genç sanatçıları tanımak, çalışmalarını desteklemek ve yapıtlarını sergilemek amacıyla verilen ‘’Başarı Ödülü’’ne layık görülerek her biri 5 bin TL ile ödüllendirildi. Ayrıca 5 sanatçının yapıtı ‘’Mansiyon Ödülü’’ne layık görülerek her biri 2 bin 500 TL ile ödüllendirildi. 2 sanatçının yapıtı da jüri tarafından ‘’Erhan Peker Teşvik Ödülü’’ne layık görülerek bin 500 TL ile ödüllendirdi. Son olarak, yarışmaya katılan diğer yapıtlar arasından 24 eser de sergilenmeye değer görüldü. Aynı organizasyon içerisinde bir de, yaratıcı duyarlılığını özgün biçimde yansıtarak, üretim sürecinde aşamalar sağlamış yetkin sanatçıları onurlandırmak amacıyla her yıl verilen “Onur Ödülü”ne de ressam Turan Erol layık görüldü. Geleneksel Peker Sanat Ödülleri kapsamında ülkenin dört bir yanından resim sanatçıları eserlerini gönderiyor. Bu eserler ve sanatçılar arasında en fazla dikkatinizi çeken bir çalışma oldu mu? Öncelikle söylemeliyim ki Geleneksel Peker Sanat Ödülleri’ne bu yılki katılımın çok yaygın olması bizi gerçekten çok memnun etti. Yaptığımız çalışmaların ülke çapında yankı buluyor olduğunu görmek gerçekten verilen tüm emekleri fazlasıyla karşılıyor. İşte bu durumun en güzel yansıması olarak ise, bu yıl katılım gösteren 34 ilin içerisinde Şırnak’tan da bir eserin katılmış olması bizleri gerçekten çok duygulandırdı. Bu yarışma ile sesimizi Şırnak’a kadar duyurmuş olmak bizi çok gururlandırdı. Nitekim bu eser yarışmada Erhan Peker Teşvik Ödülü’ne layık görüldü. Ankara'da sanata olan bakış açısını nasıl yorumlarsınız? Ne yazık ki Ankara’da sanatçıların eserlerini sergileme ve sanatseverlere ulaşma imkanları oldukça kısıtlı. İstanbul’da bu tür toplumsal projeler iş camiası tarafından daha büyük ilgi ile yürütülüyor. Ankara’da ise sanatın paylaşımı mecburen daha kısıtlı kalıyor. Nitekim biz de Peker Sanat Evini Ankara’da bu durumun geliştirilebilmesine katkıda bulunabilmek amacıyla kurduk. Hem ressamların resimlerini sergileyebilecekleri bir alan yaratmayı hedefledik, hem de her türlü insanın gelip sergilenen eserleri rahatça gezebileceği bir ortam oluşturmak istedik. Aynı ortamda İstanbullu resim sanatçılarının eserlerini de sergiliyor ve satışa sunuyoruz. Böylece Ankaralı sanatseverleri İstanbullu resim sanatçıları ile daha yakın şekilde tanıştırmış oluyoruz. Bu güne kadar İstanbul sanat dünyasının tanınmış ressamlarının eserlerini Peker Sanat’ta sergileme imkanı bulduk. Türkiye’de resim sanatının durumu nedir sizce? Biliyorsunuz Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze uzanan son derece kuvvetli bir resim sanatı geçmişi var. Buna ek olarak da Türkiye’de özellikle son yıllarda sanata verilen değer ve ilgi önemli şekilde artmış durumda. Bu ise hem sanatçıların motivasyonunu hem de toplum içerisindeki saygınlığını daha da yükseltti. Bana göre bir toplumun gelişmesi için mutlaka sanatın, edebiyatın ve sporun o toplumun bireylerinin yaşamında yer alması gerekir. Bu gelişime destek olmak ise o toplumun bireyleri olarak ve şüphesiz imkanlarımız ölçüsünde, hepimizin sosyal sorumluluğudur düşüncesindeyim. Peker Sanat Evi olarak genç ressamlara verdiğiniz değer ve teşviği biliyoruz. Genç yetenekler bu tür teşvikleri nasıl yorumluyor? Genç ressamların kendilerini geliştirebilmek ve kabul görebilmek için ihtiyaç duydukları iki önemli şey, eserlerini sergileyerek sanatseverlerle paylaşabilmek ve sanat camiasının tecrübeli isimleri ile bir araya gelerek onların tavsiyelerini dinleyebilme imkanına sahip olmaktır. Biz Peker Sanat Evi olarak bu imkanları iyi şekilde yaratabildiğimizi düşünüyoruz. Genç ressamların eserlerini sergiliyor, satışına imkan tanıyor, bu sanatçıları sanat camiasının tanınmış isimleri, sanatçılar, eleştirmenler, koleksiyonerler ve alıcılar ile tanıştırıyor, sanat ve sergilenen eserler ile ilgili sohbetlerin yapılmasına olanak sağlıyoruz. Bütün bunların birçok genç resim sanatçısı için hem önemli bir motivasyonel teşvik, hem de pratik anlamda bir destek teşkil ettiğini düşünüyorum. Nitekim çalışmalarımıza yönelik olarak, özellikle son dönemlerde daha da artan yoğun ilgi de bu amacımıza ulaşabildiğimizin bir göstergesidir düşüncesindeyim. Röportaj: Esin KORUCU Fotoğraf: Özgür KARABULUT

İŞ DÜNYASINDA YÜKSELEN TOPUK SESLERİ

İş dünyasında adından başarısıyla söz ettiren ve bir çok kadının, hatta erkeğin olmak istediği noktaya azmiyle gelen cemiyetin gözde iş kadınları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırladığımız dosya haberimizde bir araya geldi. İş dünyasında kadın olmanın zorluklarını ve güzel yanlarını bizimle paylaşan ünlü isimler, sektörde kendilerini göstermek isteyen kadınlara da yön verecek tavsiyelerde bulundu.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırladığımız dosya haberimizde iş dünyasının başarılı iş kadınlarını bir araya getirdik. İş dünyasında kadın olmanın getirilerini ve zorluklarını dinlediğimiz ünlü isimler, kendilerine yönelttiğimiz detaylı sorulara çarpıcı yanıtlar verdi. Bu özel haberimizi merak ediyorsanız, sayfaları çevirmeye başlayın! AYSU YAVUZ "KADINLAR DETAYLARDAKİ BAŞARIYI KEŞFEDER" Aslına bakarsanız iş dünyasında kadın olmak bana kendimi farklı hissettirmiyor. Bana göre iş hayatında erkek olmak, kadın olmak diye bir kavram bile olmamalı. Yaptığı işe saygısı olan, işini hakkıyla yapan kişi erkekte kadında olsa başarıyı hakeder. İş dünyasında kadınların organizasyon yeteneklerinin şüphesiz daha üstün olduğunu düşünüyorum. Bu her kadın yöneticinin istisnasız çok başarılı olacağı anlamına gelmez ama bir genelleme yapmak gerekirse kadının doğasında olan bu yeteneğin doğru yönlendirilmesi ve teşvik edilmesi halinde başarının kaçınılmaz olacağına inanıyorum. Bir sektörde "kadın eli değmiş" dedirten durumlardan biri kadınların detaycı olmasıdır. Açıkçası ben başarının detaylarda gizli olduğuna inanıyorum. Titizdir, sabırlıdır, sorumluluk sahibidir. Bunlar başarıya giden yolda önemli özelliklerdir. Bence her kadının bulunduğu konuma ulaşırken yaşadığı farklı zorluklar vardır ama bana göre ortak zorluk kadınların hayata dair sorumluluklarının ağır olmasıdır. Kadın, eştir, dört duvarı yuva yapandır, çocuklarının annesidir. Bir kadın, ister siyasetçi, ister doktor, ister polis olsun bu hiç değişmez. Benim de en büyük zorluğum bu oldu sanırım. Mükemmeliyetçi bir kişilik yapısıyla her şeye aynı anda yetişmek ne yalan söyleyim bazen zorluyor. Bu noktada en büyük avantajımın yaptığım işi severek yapmam, en büyük şansımın ise yaptığım işe saygı duyan bir eşe sahip olmam olduğunu düşünüyorum. İş dünyasında kadınların kendilerini gösterebilmeleri için 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' sözü yeterince özetleyici olur sanırım. Sorumluluklarının bilincinde işini doğru yapan kişi, kadın erkek fark etmez, zaten kendini bir adım öne çıkartır. Bununla birlikte destek olan, hayatın yükünü birlikte sırtlayan, eşinin başarılarıyla gurur duyan bir erkeğin de kadının işteki başarısını arttıracağından hiç şüphem yok. Sonuç olarak daha çok kadının iş hayatında olmasını, kendisini ve sınırlarını hafife almamasını ve toplumun en küçük parçası olan aile kurumundan başlayarak toplumun her kademesinde kadının hakkettiği saygıyı görmesini temenni ediyorum. GÖKÇE ÖZCAN "KADINLAR ANKA KUŞU GİBİ KÜLLERİNDEN DOĞMALI" İş dünyasında kadın olarak var olmak zor ama çok keyifli bir durumdur. Kadın yöneticileri öne çıkaran özellikleri IQ’larının yanı sıra EQ'larının da ön planda olmasıdır. İş dünyasında kadının varlığını fark ettiren durumlar; kadının detaycı olması, görülemeyeni görmesi, garantici olması, her şeyi iki kez kontrol etmesi, araştırmacı yapısı, en faydalıyı en ucuza temin etmesi olarak bilinir. Ayrıca iş dünyasındaki kadınlar, özel hayatında rahatça harcayabildiği parayı iş ve şirket söz konusu olunca korur, kollar. ODTÜ Ekonomi Bölümü'nden mezun olduktan sonra uzun yıllar finans sektöründe bireysel ve kurumsal portföy yönettim. Finans sektörü ciddiyet, disiplin, aşırı dikkat, yüksek sorumluluk duygusu ve hatasızlığı gerektirir. Yapacağınız en ufak bir hata milyon dolarları kaybetmenize sebebiyet verebilir. Bu disiplini almış biri olarak bulunduğum konuma gelirken yaşadığım zorluklaran biri mağazacılık ve dekorasyon sektöründe maalesef aldığım disiplin ve ciddiyetin yarısını bile görememiş olmamdır. İş dünyasında "Bende varım" diyecek olan kadınlarımıza tavsiyem; sabır, dürüstlük, dozunda hırs, azim ve çok çalışmak, yılmadan, pes etmeden, vazgeçmeden, zorluklar karşısında hayal kırıklığına uğramadan tıpkı bir anka kuşu gibi her sabah küllerinden yeniden doğmak gerektiği olurdu. GAMZE CİZRELİ "İŞ KADINI SAYISININ ARTACAĞINA İNANCIM TAM" İş dünyasında kadın olmak benim için son derece onur ve gurur verici bir durum. Ülkemizdeki az sayıdaki girişimci kadınlardan biri olarak fark edilmenin ve "Girişimci Kadınlar" adına bir farkındalık yaratıyor olmanın haklı sevincini yaşıyorum. Ne yazık ki kadına verilen görev “evi- çocukları- hasta ve yaşlı bakımı” gibi son derece sınırlayıcı işlerle tanımlı. Yine de ben ve benim gibi iş kadınlarının oluşturduğu rol modellerin genç kızlarımızın geleceğini şekillendireceğine ve iş dünyasındaki "İş Kadını" sayısını daha yüksek seviyeye taşıyacağına inancım tam. Kadın yöneticileri öne çıkaran özellikleri; kadınların sorumluluk duyguları, kolay iletişim kurmaları, güçlü önsezileri ve sabırlarıdır. Geleceği öngörüp çıkarımlar yaparak fikirleri yorumlama yetisine sahipler. Burada bahsettiğim duyguları değil -kuvvetli önsezileri- ki bu da iş hayatında vizyoner bir bakış açısı yaratıyor. Bununla birlikte şeffaf, tutarlı ve sevecen bir yönetim tarzı benimsemek, başarının sürekliliği için dinamik ruh halini ayakta tutmak da çok önemli rol oynar. Ben kendi sektörüm için konuşacak olursam, restorancılıkta kadın eli değmiş dedirten durumlar öncelikle güven duygusunun verdiği rahatlık. İşletmecisinin kadın olduğu bir restorana, hijyien ve kullanılan malzemelerin kalitesi gibi pek çok konuda daha güvenerek gidildiği bir gerçek. Bunun yanında sunumlardaki detaylar, küçük farklar, işe kadın eli değmiş dedirten durumları oluşturuyor. Genel olarak söyleyecek olursam da rafine bir algı, sabır, dayanıklılık ve sürdürebilirlik kadının her sektörde yarattığı farkındalığı belirleyen unsurlardır. Bigchefs’i kurma aşamasında, ben de her sektörde kadınların karşılaştığı gibi, sermayeye ulaşmakta zorlandım. Öz kaynağım yoktu. Sermayeye erişimde Türkiye’de bankalar teminata dayalı kredi veriyor ve kadınların üzerine gayrimenkul olmadığından kredi için uygun aday sayılmıyorlar. Sonunda başarsam da en çok zorlandığım konu bu olmuştu. İş dünyasında kendilerini göstermek isteyen kadınlara tavsiyelerim şu şekilde; HAYATA KARŞI DURUŞUNUZ OLMALI: Bilginiz, birikiminiz, deneyimleriniz, giyiminiz, duruşunuz, hayat tarzınız sizi görünür kılmalı. SIRADAN OLMAYIN: Ezber bozan alternatif çözüm algısıyla çalışın, bilginizi yaratıcılığınızla sunun HATALARINIZDAN DERS ALIN: Kendinizi geliştirin ve hedeflerinizi inandığınız ve savunduğunuz fikirler üzerinden belirleyin. GÖZLEMCİ OLUN: Havayı iyi koklayın –sektörü, firmaları, rakipleri, çalışma ortamını...- NİDA BULUT "KADINLAR İŞ HAYATINDA ERKEKLERDEN DAHA MANTIKLIDIR" İş dünyasında kadın olmak gurur verici bir duygu. İş hayatında kadın sayısının artmasının ülkemiz için önemli olduğunu düşünüyorum. Kadınların duygusal ve merhametli olmalarına rağmen iş hayatlarında erkeklerden daha mantıklı karar verebildiklerini düşünüyorum. Bazı özel durumlarda da herhangi bir problemi kestirip atmak yerine, köküne inerek duygularıyla hareket etmeleri kesinlikle kadınlara farklılık katan özelliklerindendir. Bir işe kadın eli değince kesinlikle daha detaylı bir iş ortaya çıkıyor. Estetik yönü de mutlaka düşünülmüş oluyor. Hem göze hem de ihtiyaca hitap ediyor. Bildiğiniz üzere iş hayatına yeni atıldım. Dolayısıyla şu anki bulunduğum konuma gelirken çok büyük zorluklar yaşamadım. Ancak genç bir girişimci olarak şunu söyleyebilirim; kariyerimde en zor süreç hayattan ne istediğimi önce kendi kendime ispat etmem daha sonra da ailem ve çevremdeki insanlara ispat ederek bana inanmalarını sağlamak oldu. Çünkü genç olduğunuz için başta istediğiniz kariyere geçici gözüyle bakılabiliyor. Ama istikrarlı bir şekilde yolunuza devam ettiğinizde arkasından inanç geliyor. Naçizane tavsiyem; kendilerine inanmaları ve istikrarlı olmalarıdır. SEDA ÖZBULUT KADINLAR ÖNCE ERKEK EGEMENLİĞİ İLE ÇARPIŞIYOR Dünyanın neresinde olursanız olun kadın olmak hep meşakkatlidir. Kendinizi devamlı ispat etmek zorunda kalıyorsunuz, hep daha iyisini yapmaya gayret ediyorsunuz. İş dünyasında da durum farklı değil. Hangi sektörde olduğunuzun da pek bir önemi yok aslında, önce erkek egemenliği ile çarpışmak zorundasınız. Onu kırıp, kendinizi ispatlamanız için ilk önce cesaret ve sabır, ardından da devamlı teyakkuzda olmak gerekiyor. Kendi adıma, her gün bir başka zoru başardığım için mutlu hissediyorum. İş dünyasında güç elde ederek, kazanarak ve yükselerek kariyer basamaklarını tırmanmak, benim için her gün yeniden doğmak gibi... İş dünyasının hangi sektörü olursa olsun kadın elinin değdiği şirketler; farklı bir dil kazanıyor, daha estetik bir yapıya kavuşuyor. Her şeyden önce kadınlar, detayları düşünüyor. Yaptığı işin ayrıntılarına değer veriyor. Titiz kadınlar erkeklerin göremedikleri detayları dikkatlice incelerler. Böylece beklenemedik hatalar veya yanlış anlamalar asgaride kalır. Bununla birlikte çalışma azmi de çok önemli. Bir kadın tarafından yönetilen yer daha ilk bakışta anlaşılır, çünkü kadınlar iş yaşamlarını yalnızca mesai saatlerinden ibaret görmezler. Takım çalışmalarına olan yatkınlıkları, empati yapabilmeleri, iletişim yeteneği ve duygusal zekalarının gelişmiş olması da kadın yöneticileri öne çıkaran özelliklerdir diyebilirim. "Mükemmel bir iş çıkmış!” dediğim bütün projelerde kadın elinin sihirli dokunuşunu görüyorum. Bir işi estetik bulmuşsam, işin mimarı muhtemelen kadındır. Çünkü ben mükemmelliği ayrıntıların oluşturduğu bütünde arıyorum ve buna dikkat edenlerin genellikle kadın olduğunu düşünürüm. Kadın elinin değdiği iş, bolluk ve bereketle doluyor, verimi artıyor. Siz de dikkat ederseniz göreceksiniz ki; Türkiye’de kadın istihdamının arttığı bütün sektörler, yükselişe geçmektedir. Gayrimenkul, perakendecilik, eğitim ve gıda gibi sektörler başta olmak üzere kadın istihdamının artışa geçtiği birçok sektörün de verimi artmıştır. Ayrıca bir kadının kendini bulduğu ve mutlu hissettiği işin; kulvarı, vizyonu ve bakış açısı da değişiyor. Siyasal Bilgiler bölümü okudum ve yurt dışında yüksek lisans yaptım. İlk yıllarda akademide edindiğim bilgileri iş hayatında uygulamaya çalıştım. Ancak iş hayatının farklı dinamikleri var. Her yeni gün planların dışında gelişen olaylarla dolu. Ayrıca Türkiye zor ve değişen piyasa koşullarına sahip bir ülke. Yöneticilerin bu koşulları öngörebilmesi gerekiyor. Elimden geldiğince ileriyi görmeye çalışıyorum. Benim yaşadığım en büyük zorluklardan biri çalıştığım sektördeki müşteriler, projelerinde uzun zamandır bildiği kimselerle iş yapmayı tercih ediyordu, bu sebeple en başlarda hemen kabul görmedi işlerimiz. Yaklaşımımız bazen kolayca reddedildi. Genç bir kadın yönetici adayı idim ve erkeklerin daha baskın olduğu sektörde kendimi kanıtlamam zaman aldı. İş dünyasında ön plana çıkmak isteyen kadınlara tavsiyem “Çalışmak, çalışmak, daha çok çalışmak” olur. Ben başarının kolay gelmeyeceğini düşünenlerdenim. Bu yüzden kurucusu olduğum iletişim ajansının ilk gününden itibaren elimden geldiğince çok çalıştım. “Bu hayata gelmemizin bir amacı olmalı” düşüncesinden hareket ederek üretken olmaya gayret ettim. Bu yüzden herkese, öncelikle çok çalışmasını tavsiye ediyorum. Kendinizi gösterebilmeniz ve liderlik yolunda yükselebilmeniz için çok da yaratıcı olmanız gerekiyor. MÜGE SÜLEYMANOĞLU "EŞİMİN YAKLAŞIMINI BİLE DEĞİŞTİRDİM" İş hayatında kadınlar, erkek egemen yapının var olması sebebiyle çok fazla strese maruz kalıyorlar. İş hayatı bir yandan kadının saygınlığına, ekonomik özgürlüğüne ve özgüvenine katkı sağlarken diğer yandan da geleneksel değerlere dayalı tutumların sürdürülmesi kadın için çeşitli sorunları beraberinde getiriyor. Güç, azim, kararlılık, sabır, disiplin kadın yöneticileri iş dünyasında öne çıkaran en büyük özelliklerdir. Dekorasyon, sıcak ortam, temizlik, servis ve her detay ince ince düşünülmüşse o ortama mukakkak kadın eli değmiştir. Bulunduğum konuma ulaşırken yaşadığım en büyük sıkıntım; eşimin çalışmama ve aynı iş yerinde bulunmama karşı çıkmasıydı. Ama şimdi tam tersi durum söz konusu; işe gelmediğimde kızıyor. İş dünyasında kadınların kendilerini gösterebilmeleri için tavsiyem; ilk önce özgüvenlerinin tam olması, risk alınmaları ve kendilerini işe yarar kılmalıdır. MERVE TANSI "KADINLAR İÇİN ESTETİK ÖN PLANDA" İş dünyasında kadın olmak zor. Ben kendimi bu anlamda şanslı görüyorum. Pepper Home ev tekstil ve dekorasyon ürünlerinin yer aldığı bir mağaza. Dolayısıyla daha çok kadınlara hitap ediyorum. En önemlisi çok sevdiğim bir işle ilgileniyorum. Kadın yöneticileri öne çıkaran özelliklerini sıralamak gerekirse; kadınların sorumluluk duyguları, detaycı olmaları, kolay iletişim kurmaları, güçlü önsezileri ve sabırları iş dünyasında büyük avantajdır. Bu da hayatın her alanında olduğu gibi, iş hayatında da olumlu geri dönüşlere vesile oluyor. Kadınlar için estetik ön planda ve daha disiplinli çalışıyorlar. En önemlisi aynı anda birçok işi bir arada yapabiliyor. Bence bütün bunların birleştiği her işte kadının eli değdiği belli olur diye düşünüyorum. Pepper Home bir çok markayı bünyesinde bulunduran konsept bir mağaza. Bulunduğum konuma ulaşırkenen çok doğru markaları seçmek ve bu ürünleri doğru şekilde tanıtmakta zorluk çektim. İş dünyasında kadınların kendilerini gösterebilmeleri için tavsiyem; sevdikleri işi yapmaları ve o işe inanmaları yönünde olurdu. İşin her safhasına dahil olmalılar ve her adımında da varlıklarını hissettirmeliler. Bu sayede her aşamadan haberdar olur, kriz durumlarında soğukkanlılıklarını korur ve iş hayatında hangi alanda olurlarsa olsunlar ilk akla gelen çözüm üretici olarak dikkat çekerler. HÜLYA TOPÇUOĞLU "KADINLAR ERKEKLERE GÖRE DAHA ÖZVERİLİ ÇALIŞMALILAR" Sadece kadın olmanın bile zor olduğu Türkiye'de bir de çalışan kadın olmak, hele hele çalışan anne olmak herkesin kolay kolay altından kalkacağı bir yaşam tarzı değil. Benim hissettiğim duygulardan en önemlisi de ekonomik özgürlüğümün olmasıdır. Üreten bir insan olmanın getirisi olarak kendine güvenen, kendi ayakları üzerinde duran özgüvenli bir kadın olma duygusunu yaşamıma taşıyabilmemdir. Bu nedenledir ki kendimi daha enerjik hissediyor ve ruhumun daha sağlıklı olduğunu görüyorum. Çalışan başarılı kadınların öncelikle maskülen bir duyguya sahip olmaları gerekir. Bununla birlikte kadın yöneticiyi öne çıkaran özelliği isabetli tercihleri, ekip çalışmasına olan yatkınlığı, paylaşma güdüsü, mütevazi kişiliği ve tutarlı çalışma düzenidir. Bunlara sahip olan her kadın öne çıkar inancındayım. Halk arasında "kadın eli değmiş gibi" dediğimiz bir tabir vardır. Bu özellik kadınların "annelik" rolüyle de pekişince daha insancıl, daha ince düşünülmüş, daha titiz ve daha planlı işler çıkarmasına sebep oluyor. Bu özellikler, hangi sektörde olursa olsun her kadının işine olumlu yönde yansıdığına inanıyorum. Bu nedenle her iş özel ve verimli ortaya çıkıyor. İnsanlar da bu farkı görmezden gelemiyor. İnsanın gerçek kişiliğini bulabilmesi için iş hayatı ve bu hayata da ailesinden ayrı bir şehirde başlaması çok zor. Bir kadın ailesinden uzaklaşınca kendi istek ve tercihlerine göre yaşamaya başlıyor. O dönem içerisinde bir de acı bir kayıp yaşamıştım ki çalışma hayatıma bayağı tuz biber oldu. Fakat şu anki düşüncem "İyi ki çalışma hayatına başlamışım" şeklinde oluyor. Normalde karşılaşamayacağım birçok insanla ve dolayısıyla çok farklı görüşler, düşünceler, yaşamlar, müzikler, kitaplar, oyunlar ile karşılaşıyorsun. O hayatta birilerinin kızı ya da eşi değil, kendini nasıl görmek istiyorsan öyle davranıyorsun. Bir dönem vardı ki özel sektörde 1,5 sene yöneticilik yapmıştım. En zor dönemlerimden biriydi. Hayatı ikilem içinde yaşayıp insanları daha derinden tanıma fırsatı bulmuştum. Gerçek dostlar edinirken bir taraftan da iki yüzlülük yaşayıp erkek yöneticiler tarafından aşağıya çekilme politikalarıyla yüz yüze kalmıştım. Ama bu zorluklar içinde yöneticiliği, paranın hesabını, kendi sorumluluğumu almayı ve kendi işlerimin sahibi olmayı öğrendim. Kadınlarımızın iş dünyasında, siyasette, sivil toplum kuruluşlarında nüfusları oranında temsil edilmeleri çok önemli. Yalnızca kendileri için değil, aileleri için, ülkeleri için de çok önemli. Her alanda başarılı olunacaksa bunun kadın ve erkeklerle birlikte eşit başarılacağını bilmek lazım. Bu nedenle kadınlara, erkeklere göre daha özverili çalışmalarını ve yılmamalarını tavsiye ediyorum.

YILDIZLAR ÇOCUKLAR İÇİN BULUŞTU

RAFFLES İSTANBUL ZORLU CENTER’DA YARATICI ÇOCUKLAR DERNEĞİ VE TÜRKİYE KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR VAKFI YARARINA FRANSA GECESİ DÜZENLENDİ. GERÇEKLEŞEN DAVETTE ANNE-MARIE DAVID, CORINNE HERMES VE JEANE MANSON GİBİ ÖNEMLİ SANATÇILAR SAHNE ALARAK GECEYE DESTEK OLDU.

Kültürler arası etkileşim sağlamayı ve bu ilişkilerin gelişimine katkıda bulunmayı hedefleyen “Ülkeler Buluşması” kapsamında Fransa Başkonsolosluğu işbirliğiyle Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı yararına Raffles Otel İstanbul’un desteğiyle gece düzenlendi. Fransa Gecesi’nde 1973 yılı Eurovision şarkı yarışması birincisi Anne-Marie David ve 1983 yılı birincisi Corinne Hermes’in yanı sıra Jeane Manson gibi sevilen sanatçılar Erkan Özerman’ın desteğiyle Fransa’dan gelerek sahne aldı. Gecenin sunuculuğu Ece Vahapoğlu gönüllü olarak üstlenirken, Fransız sanatçıların takdimini Christina Haydar yaptı. Fransa’nın sembollerinin, lezzetlerinin ve önemli markalarının yer aldığı organizasyonda Önder Bali şefliğinde Kargalar Kafeste Şov ve Ajda Ahu Giray da canlı performanslarıyla geceye katkıda bulundu. Öner Evez’in gönüllü koreografisini üstlendiği, Tülin Şahin’in baş mankenliğinde gerçekleşen Gyunel defilesi geceye farklı bir renk kattı.

YENİ YAŞLARINI BİRLİKTE KUTLADILAR

ANKARA SOSYAL YAŞAMININ TANINAN SİMALARINDAN YEŞİM ÖNER VE AYDAN ÖZDOĞAN YENİ YAŞLARINI ÇAYYOLU KOLYOZ'DA DÜZENLEDİKLERİ DOĞUM GÜNÜ PARTİSİYLE KUTLADI. YENİ YAŞLARINI BİRLİKTE KUTLAMAYI TERCİH EDEN İKİLİYE CEMİYET YAŞAMININ TANINAN SİMALARI EŞLİK ETTİ. FASIL EKİBİNİN YAPTIĞI CANLI MÜZİK EŞLİĞİNDE DOYASIYA EĞLENEN DAVETLİLER YEŞİM ÖNER VE AYDAN ÖZDOĞAN'A YENİ YAŞINDA MUTLULUK DİLEMEYİ DE İHMAL ETMEDİ. DOĞUM GÜNÜ PASTASINI BİRLİKTE KESEN İKİ YAKIN ARKADAŞ OBJEKTİFLERE POZ VERDİ.

GÜLSÜM PEHLİVAN İLK SERGİSİNİ AÇTI

EMEKLİ RESİM ÖĞRETMENİ GÜLSÜM PEHLİVAN İLK KİŞİSEL SERGİSİNİ ANTIGONE SANAT GALERİSİNDE AÇTI.

Resim sanatçısı emekli öğretmen Gülsüm Pehlivan'ın ipek üzerine ipek boya ile yaptığı eserler oldukça beğeni topladı. Eserlerini bir sergide buluşturmak isteyen Gülsüm Hanım'a Antigione Sanat Galerisi'nin sahibi Savaş Simitli ev sahipliği yaptı. Çok sayıda sanatseverin bir araya geldiği sergide konuklar eserler ve sanat üzerine bol bol sohbet etme imkanı buldu.

HANDE DALKILIÇ'I FEREDERIC CHOPIN'IN PIYANOSUNDAN DİNLEDİLER

FRANSA BÜYÜKELÇİLİĞİ EV SAHİPLİĞİNDE ULUSLARARASI KADINLAR DERNEĞİ PİYANO RESİTALİ DÜZENLEDİ. DAVETE İŞTİRAK EDEN BAŞKENTLİ HANIMLAR ÜNLÜ PİYANİST HANDE DALKILIÇ'IN VERDİĞİ RESİTAL İLE MÜZİK ZİYAFETİNE TANIKLIK ETTİ.

Uluslararası Kadınlar Derneği ve Fransa'nın Ankara Büyükelçiliği ortaklığında düzenlenen mini konser diplomatik misyon temsilcilerinin eşlerini ve başkent sosyal yaşamının tanınan kadınlarını biraraya getirdi. Davette Fransa Büyükelçilik Rezidansı'ndaki Frederic Chopin'e ait olduğu öğrenilen özel piyanoda birbirinden özel eserlere can veren Hande Dalkılıç davetlilere unutulmaz anlar yaşattı.

TÜRK MÜZİĞİ KADAR ZARİF VE ASİL; EBRU EDA ERSOY

TRT Ankara Radyosu Tanbur Sanatçısı Ebru Eda Ersoy, beş yaşında notalarla tanışarak piyano çalmayı öğrendikten sonra TRT Ankara Radyosu Ses Sanatçısı olan annesi Ela Altın'ın isteği üzerine Türk Müziği eğitimi almaya başladı. 10 yaşında tanbur ile tanışan Ebru Eda Ersoy, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dış İşleri Bakanlığı'nın tüm resepsiyon ve yemeklerinde protokol sanatçısı olarak yer alıp, yabancı ülke başkanlarına, krallarına, kraliçelerine konser verme şansı buldu. Türk Müziği'nin zarif ve asil tarzına gönül veren Ebru Hanım, bu alandaki çalışmalarını sorularımıza verdiği samimi cevaplarıyla anlattı.

Türk Müziği'ne çocuk yaşlarından bu yana gönül veren TRT Ankara Radyosu Tanbur Sanatçısı Ebru Eda Ersoy, müziğe olan ilgi ve tutkusunu anlattı. Sanatın insan hayatındaki yeri hakkında bilgiler veren Ersoy, bu alanda yetenek sahibi olanlara da küçük tüyolar vermeyi ihmal etmedi. Ebru Eda Ersoy’u kendi dilinden tanıyabilir miyiz? Ankara’ da doğup, büyüdüm. İlk, orta ve lise öğrenimimi her zaman ruhunu yaşatmaktan mutluluk duyacağım TED Ankara Koleji’nde tamamladım. Ardından Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri bölümünden lisans diplomamı aldım. Genelde hayat felsefem çocukluğumdan beri kalbimin sesini dinlemek ve manevi tatmini yaşamaktı. Bu yüzden hayata gülen gözlerle bakıp “Pollyannacılık” oynarken, içimdeki duygusal ve hırsları olan o çocuğu hep korumaya çalıştım. Popüler, sosyal yaşantıyla, klasik, disiplinli kültürün bir sentezi olarak görüyorum kendimi. Çevremde, kime yaptığım işi söylesem önce şaşkınlık sonrasında da meraklı bir yüz ifadesiyle karşılaşıyorum. Bu da çok hoşuma gidiyor açıkçası. Klasik Türk Musikisi'nin en kıymetli sazlarından, Tanbur çalıyor olmam çok da sık rastlanan bir durum değil elbette. Bu yüzden de kendimi “Bugünün Saraylısı” gibi hissediyorum(gülüyor) Sanat hayatına başlama hikayenizi bizimle paylaşır mısınız? Müziğe anne karnında başladım dersem inanın abartmış olmam. Annem TRT Ankara Radyosu Ses Sanatçılarından Ela Altın’dır. Evde sabah kalktıktan akşam yatana kadar çalıp söylenen ezgilerle büyüdüm. Beş yaşında notalarla tanışıp, piyano çalmayı öğrendim. Ardından üç sene Ankara Devlet Opera ve Balesi Çok Sesli Çocuk Korosun'da eğitim aldım. Mozart, Beethoven ile haşır neşirken bir gün annem; “Senin Türk Müziği'ni de bir o kadar iyi öğrenmeni istiyorum” dedi ve 10 yaşımda akort için burgularına bile erişemediğim Tanbur sazıyla tanışmamı sağladı. Hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim çok değerli hocam, tanbur sanatçısı Yılmaz Pakalınlar’dan, Türk Müziği Nazariyatı ve Tanbur dersleri aldım. Lise yıllarında TRT Ankara Radyosu TSM Gençlik Korosu’nda dört sene konservatuar niteliğindeki çalışmalara katıldım ve en nihayetinde üniversiteye başladığım 1994 senesinde Ankara Radyosu’nun açmış olduğu sınavı kazanarak İstisna Akitli Tanbur Sanatçısı olarak göreve başladım ve 2002 yılından bu yana da asil kadrodaki görevimi sürdürüyorum. Zor ama keyifli bir süreçti benim için. Türk Müziği'ni en doğru şekilde icra edip, kendimi yetiştirebileceğim tek yer TRT Ankara Radyosu’dur. Kapısından her girdiğimde Müzeyyen Senar, Zeki Müren’nin soluduğu havayı soluduğum için Allah’a şükrediyorum. Sanatın insan hayatındaki yerini nasıl yorumlarsınız? Çağlar boyunca insanoğlu, güzel sanatları, kendini ifade etmek, içinde bulunduğu toplumu, kültür birikimini bir sonraki nesillere aktarabilmek adına bir araç olarak görmüş. Batı ülkelerinde, sanat eğitiminin birey üzerindeki etkisi çok ciddiye alınıyor ve küçük yaşlarda okullarda “ART” derslerine yer veriliyor. Böylece çocuk yaşlarda insan, yeteneklerinin farkına varıyor, doğaya ve çevresinde değişen olaylara farklı bir gözle bakmayı öğreniyor, zihinsel ve duygusal yetilerini geliştiriyor ve en önemlisi özgüven duygusunu geliştirme fırsatı buluyor. Ülkemizde ne yazık ki müzik, resim ve beden dersleri not yükseltmeye yarayan seçmeli ders durumunda. Türkiye'nin genelinde ilkokulda müzik dersinde dönemin popüler şarkıcılarının şarkıları öğretiliyor. Çeşitli illerdeki çocuk korolarına sınav için gittiğimizde çok sık karşılaştığımız bir hadisedir bu. Bu anlamda TRT bir okul olma özelliğini korumaktadır. Çok Sesli, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında TRT çocuk ve gençlik koroları yetenekli kardeşlerimiz için ücretsiz eğitim vermektedir. Ben de dört senedir bu misyonu üstlenmiş, TRT Ankara Radyosu TSM Çocuk Korosu’nda Nota Solfej derslerinde eğitimci olarak görev yapmaktayım. Derslerimizde Türk Sanat Müziği makamlarıyla bestelenmiş genellikle aile, vatan, tabiat sevgisini anlatan çocuk şarkılarını öğretiyoruz. Aynı zamanda genç kardeşlerimle de misafir öğretim görevlisi olduğum Gazi Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı Çalgı Bölümü'nde Tanbur Sazı İcra derslerinde bir araya geliyorum. Alanınızla ilgili olarak başınızdan geçen en farklı hikayenizi anlatır mısınız? Profesyonel 20 yıllık sanat çalışmalarımda birçok güzel etkinlikte yer aldım. Yurt dışında ve yurt içinde çeşitli festival ve konserlerde, sazımla kurumumu temsil ettim. TRT’nin düzenlemiş olduğu yarışmalarda jüri üyeliği yaptım. 1999 yılında Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Semih Sergen’in oynadığı ve yönettiği “III. Selim” eserinin müziklerini icra ettim. Hatta figüran olarak kadroda yer bile aldım. Çok eğlenceli ve keyifli turnelerimiz oldu. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dış İşleri Bakanlığı'nın tüm resepsiyon ve yemeklerinde protokol sanatçısı olarak yer alıp, yabancı ülke başkanlarına, krallarına, kraliçelerine konser verme fırsatım oldu. O kadar çok unutamadığım anım var ki. Ama sizinle paylaşabileceğim en güzel hatıram 1999’da Çankaya Köşkü’nde, zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in vermiş olduğu resmi davette Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton’un sahneye gelerek, 7 kişiden oluşan biz TRT Ankara Radyosu Saz Sanatçılarıy'la tanışmasıdır. Türk Müziği ve Türk sazları hakkında kendisiyle yarım saat sohbetim oldu. Benden kendisi için bir taksim yapmamı ve sazımı tanıtmamı rica etti. Buna karşılık bende kendisinden enstrümanıyla bize eşlik edeceği bir konser sözü aldım. (gülüyor) Gerçekten çok hoş bir sohbetti. Türk Müziği'ne ve kültürüne göstermiş olduğu ilgi, yerli ve yabancı basında büyük ilgi görmüştü. Türk Müziği sizin için ne ifade ediyor? Ailem ve müzik, beni özel kılan en önemli iki kavram. Her ikisi de hayatımı düzenleyen ve dengede tutan temel taşlarım. Müzik diyerek genelliyorum çünkü sanatçı, var olan tüm müzik tarzlarını dinleyip takip etmelidir. Her ne kadar Türk Müziği'nin zarif ve asil tarzına gönül vermişsem de Halk Müziği'ne, Caz, Opera ve Dünya Müzikleri'ne karşı oldukça ilgim var. Zaten “Ben o müzikten nefret ederim” diyen birinin hiçbir müziği, gerçek anlamda anlayıp sevebileceğine inanmıyorum. Neden mi? Kötü müzik yoktur, kötü icra vardır. Müzik zevki de bir insanda ancak bol bol alternatif müzik türlerini dinleyerek gelişir. Bakıyorum da günlük koşuşturmalar içinde insanların, duygusal olarak birbirinden uzaklaşması, sevgi alışverişinde bulunamaması ve kendini ifade edememek gibi sıkıntıları var. İşte bence müziğin şifa veren yapısı burada yardımımıza koşuyor. Ruhumuzu bir şekilde doyurmamız gerekir. Başlangıç olarak, hemen size mucizevi bir reçete verebilirim. Biraz Tanburi Cemil Bey, biraz Selahaddin Pınar, Lemi Atlı, biraz da Avni Anıl. İnsanların sanata ve Türk Müziği’ne bakış açısı nasıl geliştirilebilir? Bizim toplumumuzda neden sanatsal aktivitelere daha fazla zaman ayırmıyoruz. Bunun maddi yönden de çok fazla bir külfeti yok ayrıca. Kaçımız son üç ay içinde konser salonunda performans dinledi? Opera, tiyatro, bale? Kaçımızın Ankara Radyosu’nda her hafta gerçekleştirilen konserlerden haberi var? Kaçımız amatör olarak bir müzik aleti çalıyor ya da şarkı söylüyor? Bakın bu işin sırrı anne-babalara düşüyor. Evde, arabada sanat değeri olan müzikleri dinlemeliler. Çocuklarını sabırla müzikal etkinliklere götürmeliler. Hatta yetişkinler için düzenlenen salon konserlerine birlikte gitmeliler ki, sanatın ciddiyet gerektiren saygın bir olgu olduğu bilinciyle büyüsünler. Uygar medeniyetler seviyesine Minur Nurettin Selçuk, Alaeddin Yavaşça, Aşık Veysel, Leyla Gencer’i tanımayan gençlerle mi ulaşacağız? Çok da pesimist olmayayım hadi, Türk Müziği atıl durumda diye üzülenleri de sevindireyim biraz. Ankara’da 20'yi aşkın amatör koro faaliyet gösteriyor. Evinize en yakın olanına ziyarette bulunun lütfen, işinin ehli bir şefle şarkı söylemek ne kadar keyifli, keşfedin derim. TRT’nin Türk Müziği’nin tanıtımında etkinliği ne ölçüdedir? Şu anda en kaliteli ve en doğru Türk Sanat Müziği'ni, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu aracılığıyla ulaştırabiliyoruz sanatseverlere. Misyonu; hiçbir reyting kaygısı olmadan kültürümüzü korumak, tanıtmak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak olan TRT, 5 kıtada yayın yapabilme imkanına sahiptir. Ayrıca zengin arşiviyle gerek CD gerekse DVD kayıtlarıyla tüm müzik marketlerde yaptığımız çalışmaları sunuyoruz. Her yıl kamuoyuna duyurulan ilanlarla ses ve beste yarışmaları düzenleyen kurumumuz, yeni nesil solist ve bestekarların gün yüzüne çıkmasına vesile olmaktadır. Müzikal anlamda kimin bilgiye ve yardıma ihtiyacı varsa büyük bir mutlulukla kapılarımız sanatseverlere daima açıktır. Bu anlamda sanata ve sanatçıya verdiği değer ve katkıdan dolayı TRT’ye çok teşekkür ediyorum. Bu alanda yeteneği olanlara neler söylemek istersiniz? Müzik iki şey için yapılır. Para kazanmak veya sanat için sanat. İlkini seçenlerin yolu açık olsun. Her ikisini de becerebilen varsa en büyük alkış onlara gitsin. Ben ikinci yolu seçenlerdenim. Benim yolumu seçecek dostlara da şunu söylemek isterim ki; sanat disiplin ve fedakarlık işidir. Doğru adreslerden yardım almaya çalışsınlar, araştırsınlar. Bol bol dinlesinler, dinletsinler. Çünkü biliyorum ki müzik bitince hayat da son bulacak. Umarım herkesin bu kubbede bırakacak hoş bir sedası olur. Sevgi ve saygılarımla.

"ÖNCE AİLE OLMAK" DEDİ AMA HAYALLERİNDEN DE VAZGEÇMEDİ

20 yaşında hayranı olduğu ünlü müzisyen Ozan Doğulu ile tanışarak dünya evine giren Ece Doğulu, erken yaşta anne olduktan sonra yaşamına nasıl yön verdiğini ve modaya olan merakını anlattı. Yazmayı sevdiğini her fırsatta dile getiren Ece Hanım, önümüzdeki dönemde de bir sanat sitesinde sanat ve modaya dair yazılar yazacağını söyledi.

Çok genç evlendiniz ve 20 yaşında anne oldunuz. Hem okul, hem evlilik, hem çocuk hepsini birlikte nasıl yürüttünüz? Üniversite yıllarım söylediğiniz gibi çok hareketli geçti. Erken yaşta anne olmayı her zaman istemiştim, o yüzden zorluklarına karşı hazırlıklıydım. İçinde yaşarken sihirli değneğim varmış gibi hissetmiyordum. Okulumu hakkını vererek bitirmek için uğraşırken üzerine annelik eklendi ve tüm düzenimi sil baştan hazırlamam gerekti. Arya’yı yalnızca anneanne ve babaanneye emanet edebiliyordum ben okuldayken. Ozan’ın desteği de çok önemliydi. Bir sırrım yok, yalnızca disiplinli davrandım, çok çalışkandım ve zamanı verimli kullanmaya gayret ettim. Bu esnada öyle günlerim oluyordu ki toplasak komik ve duygusal bir film çıkabilir. Sonra bir baktım, yanımda kızım ve eşim, elele diplomamı kutluyoruz. Sizce stil nedir? Stilin moda ve popüler kültürle kesişen noktaları olduğunu ama günün sonunda hepsinden bağımsız kalıp karakterinizi yansıttığını düşünüyorum. Stil sezonluk veya dönemlik değil, çocukluğunuzdan beri üzerinizdeki ifade oluyor aslında. Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız ? Klasik fakat genç, sade. Gardrobunuzun vazgeçilmez parçaları nelerdir? Her mevsim ihtiyaçlarım arasında jean, deri ceket, babet, kokteyl elbiseleri ve güneş gözlükleri mutlaka vardır. Giyinirken size neler ilham veriyor? Sanırım en çok havanın durumundan etkileniyorum. Hava kapalı, bulutlu ve yağmurluysa elim hep koyu renklere gider. Soğuk havada rengarenk giyinmek pek içimden gelmez. Onun dışında izlediğim bir dönem filminin birkaç gün etkisinde kalabilirim. Asla giymem dedikleriniz var mı? İçten topuklu spor ayakkabılara alışamadım, alışabileceğimi de sanmıyorum. Stil ikonunuz... Jane Birkin, Grace Kelly, Natalie Wood. Günümüzün en beğendiğim isimleriyse Olivia Palermo, Alexa Chung, Kate Beckinsale ve Sienna Miller En büyük hayaliniz... En büyük hayalim ödüle layık görülecek bir edebi eser yazmak. Modaya yakınlığınızı biliyoruz. En son bir marka için ayakkabı koleksiyonu hazırladınız. Var mı yeni projeleriniz? Hamileliğim ilerlediği için bir projede aktif yer almam bu dönemde zor. Ancak önümüzdeki aydan itibaren çok severek takip ettiğim ve bir sanat sitesi olan Artkolik’in online dergisinde sanat ve modayı birlikte konu alan metinler yazıyor olacağım. Benim için yazmak her zaman daha keyifli. İnternetten alışveriş yapıyor musunuz? En çok hangi parçaları online almayı tercih ediyorsunuz? İnternetten sıkça alışveriş yapıyorum. Kendim için online almayı tercih ettiğim ürünler kozmetik, aksesuar ve ev dekorasyonu için bazı parçalar oluyor. Çocukların oyuncaklarını ve bazı mutfak eşyalarını da online sipariş ediyorum.

Moda Dergi Instagram
Moda Dergi Business
Moda Dergi Haftanın Şıkları
Moda Dergi Kapak
Moda Dergi – Moda, Haber, Röportaj, Kültür Sanat, Alışveriş, Business, Dosya Haber, Lifestyle ve günlük hayatın içinde ne kadar güzellikler varsa Moda Dergi orada.