Keyifli Hayatın Dergisi

BARIŞI DÜŞLEYEN RESSAM SAVAŞ SİMİTLİ

SHARE
, / 336 0
   

İSTANBUL TASVİRLERİ VE KÜBİZME KATTIĞI ÖZNEL YORUM İLE SANAT CAMİASINDA ÜNLENEN SAVAŞ SİMİTLİ İLE SANAT ÜZERİNE ÖZEL BİR SOHBET GERÇEKLEŞTİRDİK

Savaş Simitli uzun yıllar astsubay olarak görev yapmış ve hayallerini gerçekleştirmek için doğru zamanı beklemiş bir ressam. Sahibi olduğu Antigone Sanat Evi ve profesyonel resim hayatıyla bugün, yıllarca düşlediği hayali yaşıyor. İsminin aksine sık sık barıştan söz eden ve güzellikleri ortaya çıkardığı için sanata tutkuyla bağlanan Savaş Bey ile yaşam öyküsü ve resimleri üzerine konuştuk.

Farklı bir yaşam hikâyeniz var. Kısaca sizden dinleyebilir miyiz?

Herkesin hikâyesi kendine göre farklıdır tabi. Ya da kişi kendi yaşamını farklılaştırır. Benimki de böyle sanırım. Çocukluk ve gençlik yıllarım İzmir’de geçti. İzmir Atatürk Lisesi’ni bitirdim. Lisede resim dersinden ikmale hatta eskiler iyi bilir Eylül’e kalmış bir sanatçıyım. Liseden sonraki rüzgâr beni aslında hiç aklımın ucundan geçmeyen askerlik mesleğine sürükledi. Meşakkatli olan bu mesleğin zorluklarını resme başlayarak atlatmaya çalıştım. İyi de yapmışım. Mesleğin yanında hiç soluk almadan yaptığım çalışmalar beni ayakta tuttu. Onurlu ve bir o kadar gururlu olan bu mesleği başarılı bir şekilde sanatın sayesinde tamamladığımı düşünüyorum.

Asker olarak görev yaptığınız dönemde, sanatçı kişiliğinizle çelişen duygular ya da durumlar yaşadınız mı?

Tabi yaşadım. Askerlik sert ve katı kuralları olan bir meslek. Sanatçı ruhlu kişilerin bu meslekte dayanması çok zor. Sanatçı, duygu ve düşünce odaklı yaşar. Böyle bir meslek benim yaşam tarzıma tezat olsa da başarılı bir şekilde yaptığımı gördüm. Her askerin sanatçı ruha sahip olması gerektiği kanaatine vardım. Zaten sanatçı ruhlu kişilerden oluşan bir ordu da savaşmamak için elinden geleni yapar. İşte o zaman dünyaya barış gelir. Tabi sanatçı ruhlu kişileri de yetiştirmek eğitimden geçiyor. İnsanların ve toplumların arasındaki savaş durumuna çok gülüyorum. Savaş olduktan sonra yapılan barış görüşmelerine ise daha da gülüyorum. Okuyucuların yanlış anlamasını istemem ama tezim şu; çözüm barıştaysa neden savaşmayı seçiyoruz?

Sahibi olduğunuz sanat evinden biraz bahseder misiniz?

Ben Antigone Sanat Evi’ni 2006 yılında kurdum. Astsubaylıktan emekli olur olmaz hayalimi gerçekleştirmek istedim. Bir insanın hayal kurması kadar güzel bir şey yok. Çünkü hayaller hep saf ve temizdir. Sanatçı için hayal, eserini ortaya çıkarmanın ilk adımıdır. İşte yıllarca yaptığım zor mesleği hep hayallerime, ideallerime ulaşma isteği ile geçirdim. Günü geldiğinde de emekli oldum. Hatta emekliliğim daha onaylanmadan ben sanat evini kurmuştum bile. Sanata ilginin biraz daha fazla olduğunu düşündüğüm Çayyolu bölgesini seçtim. O zamanlar pek galeri ve atölye yoktu. Ama şimdi görüyorum bu bölgede kültür ve sanat aktiviteleri fazlalaştı. Dolayısıyla doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Sanat evimizde hobi ve güzel sanatlar fakültelerine hazırlık kursları ile çocuklara yönelik resim kursları veriyoruz. Galeri bölümünde her ay bir sanatçıya sergi açıyoruz. Şiir dinletileri düzenliyoruz. Kısacası sanata dair güzel şeyler yapıyoruz.

Eserlerinizin tarzını nasıl tanımlıyorsunuz?

   

Resim yapmaya başladığım 1983 yılından bu yana dolu dolu tam 31 yıl geçti. Dedim ya mesleğin ve kırsal kesimlerde görev yapmanın zorluklarını bir yana bırakıyorum, resimle ilgili beni bilgilendirecek kimseyi bulamadım. Yani Amerika’yı yeniden keşfeder gibi çıktım bilinmeyen yollara. Deneme ve yanılma yöntemlerinin en iyi öğrenme biçimi olduğunu gördüm. Ayrıca bunu yaparken hem daha sağlam öğreniyorsunuz hem de kendi resim dilinizi oluşturabiliyorsunuz. Öğrenmek ve başarmak için denemediğim tarz kalmadı. Zaten bir şeyleri öğrendikçe yaptıklarınız size yetmiyor. Dolayısıyla daha fazla araştırma içine giriyorsunuz. Bu da ister istemez sizin karakteriniz olan tarzınızı ortaya çıkarıyor. İşte benim tarzım da böyle ortaya çıktı. Aslında ben buna tarz demiyorum. Ortaya çıkan bir akımı kendimce yorumluyorum.

Resimlerinizde İstanbul sokaklarının ve şehir siluetlerinin tasvirlerine rastlıyoruz. Nelerden ilham alıyorsunuz?

Ben yapı olarak nostaljiyi çok seviyorum. Çünkü yaşanmışlıkların insan üzerindeki etkilerinin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Hatta psikologlar bile hastalığın çözümü için hep geriye giderler bilirsiniz. Bu yüzden geçmişi önemsiyorum. İstanbul’u çok severim. Çünkü kültür ve tarih kokuyor. Bu dokuyu korumamız gerekiyor. Oysa, günümüzde betonlaşmaya başlamış bir İstanbul gördükçe çok üzülüyorum. O tarih ve kültür dokusunun çok hızlı kaybolduğuna şahit oluyorum. Bir sanatçı olarak görevim gelecek nesillere bir şeyleri aktarabilmekse elimden geleni yapmak isterim. Bu nedenle İstanbul’un tarih kokan tramvayını, Galata Kulesi’ni ve Galata Köprüsü’nü, Kız Kulesi’ni, eski sokakları ele alıyorum. Hatta bunları biraz daha eskiterek daha da geriye götürmeyi amaçlıyorum. Bunları yaparken, gelecek nesillere yaşadıkları şehrin geçmişi ile ilgili görseller bırakmanın keyfini yaşıyorum.

Türkiye’deki ressamların desteklenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Üzülerek ifade ediyorum ki gelişen çağ ve teknoloji insanların beyninde sürekli tüketim algısı yarattı. Oysa sanat; özel olarak da resim tüketilebilen değil üretildikçe çoğalan bir yaratımdır. Tüketim, modern insan için vazgeçilmez gibi görünse de sanatın üretim aşamasındaki keyfini vermez. Bu düşünce yapısıyla hareket etmiyoruz, özsel davranış biçimimizi unuttuk ve toplumda sevgi tohumlarını filizlendiremedik. Aslında bu filizleri köklendirecek olan sanatı bir köşede bıraktık. Öğretmen atamalarında bile GSF mezunlarını hep unuttuk. Sanata ne gerek var dedik. Göstermelik olarak bu fakültelere öğrenci alsak da mezun olan bu gençlerimizi sokakta bıraktık. Acı ama gerçek. Şimdi bu gençlerimiz alakasız işlerde çalışmak durumunda kaldılar. İstedikleri ve sevdikleri işi yapamadılar. İşte ben bunlara çözüm bulacak projelerin geliştirilmesini, sanatın her köşede çoğalmasını istiyorum.

Ülkemizde sanatın gelişimine dair eklemek istedikleriniz var mı?

Olmaz mı? Günümüzde uygulanan ve maalesef sürekli değişiklik gösteren eğitim sistemimizin bir an önce rayına oturtulmasını isterim. Bireylerin yetişmesinde sadece bilimin tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum. Kültürlü, naif düşünen insanları yetiştirmek için sanatın çok etkili olduğu bir gerçek. Fakat bu gerçeği anlatmakta zorlanıyoruz. Gerçek anlamda ’’sanatçı’’ statüsüne sahip kişileri incelediğinizde insanları seven, kırmak, üzmek istemeyen, barış içinde yaşayan, özgürlüklere değer veren kişiler olduklarını görürsünüz. Yani bu kişilerin tavrı hep duygusaldır. Aslında sanatın dini inançla bütünleşen o kadar çok ortak noktası vardır ki… Bunu bir türlü göremiyoruz ya da görmek istemiyoruz. Kötü düşünen bir sanatçı yoktur ve olamaz da zaten, olsa da ona ’’sanatçı’’ sıfatını vermek yanlış olur. Kısaca; tek isteğim sanata gereken değerin verilmesidir. O zaman ülkemize ve dünyaya gerçek barış, sevgi ve dostluk gelecektir…

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN