Keyifli Hayatın Dergisi

HEM AİLE SAADETİ HEM AİLE SANATI

SHARE
, / 544 0
   

Peker Grup Yönetim Kurulu Üyesi Hande Peker Kuyumcu, babası Peker Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Peker ile birlikte kurdukları Peker Sanat Evi’ni MODA Dergi’ye anlattı. Ankara’da sanata gönül veren genç sanatçıları birbirinden ünlü usta sanatçılarla bir araya getirdiklerini belirten Hande Peker Kuyumcu, geleneksel hale gelen Peker Sanat Ödülleri ile de yetkin sanatçıları onurlandırdıklarını ifade etti. İlkokul üçüncü sınıfta katıldığı resim yarışmasında dünya ikincisi olan Hande Hanım, resim sanatına olan ilgisini bugünlerde satın aldığı birbirinden özel tabloları koleksiyonuna ekleyerek sürdürüyor.

Sanat aşığı bir babanın yine sanat tutkunu kızı olan Peker Grup Yönetim Kurulu Üyesi Hande Peker Kuyumcu, küçük yaşlarda başladığı resim macerasını Peker Sanat Evi aracılığı ile pekiştirmeye devam ediyor. Birbirinden yetenekli ve ünlü resim sanatçılarını galerilerinde ağırladıklarını ifade eden Hande Hanım, çocukluğundan bu yana sanat sohbetlerinin içinde olmaktan son derece mutlu olduğunu belirtiyor. Hande Hanım, sanata dair içinizi ısıtan sohbetiyle MODA sayfalarına konuk oldu.

Hande Peker Kuyumcu’yu kendi yorumlarından tanıyabilir miyiz?
1978 doğumluyum.1996 yılında TED Ankara Koleji’nden, sonrasında 2001 yılında Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldum. Ardından eğitimimi DC’de Georgetown Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra babamla beraber çalışmaya başladım. Peker Şirketler Grubu bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Görevlerim arasında beni en çok heyecanlandıran projelerimden “Belenco” markasının yaratılmasında ve Belenco Quartz Yüzeyler Fabrikası’nın kurulmasında bizzat bulunmam yer alır. Bunların yanı sıra çocukluğumdan bu yana resim sanatı ile ilgileniyorum. İşim ve çocuklarımdan arta kalan zamanlarımın neredeyse tamamını sanat ve bunun dışında da spor, sağlık ve beslenme konularındaki uğraşlarım için harcıyorum.

Resim sanatına olan merakınızı nasıl keşfettiniz?
Resim yapmaya çok küçükken, daha yazı yazmayı bile bilmediğim yaşlarda başladım. Bu ilgimin yavaş yavaş ailemin de dikkatini çekmeye başlaması üzerine ilkokulda özel dersler almaya başladım. İlkokul üçüncü sınıftayken katıldığım Shanghai Uluslararası Resim Yarışması’nda dünya ikinciliği kazandım. Bu derece ile beraber özellikle babam, beni bu ilgim konusunda daha iyi yönlendirebilmek amacıyla kendisi de resim sanatı ile ilgilenmeye başladı. Kısa süre içerisinde resim çevresi ile tanışarak O da bu alandaki ilgisini ilerletti. Bu sayede, o yıllardan sonraki çocukluğum ve gençliğimde, başta resim sanatı gelmek üzere daima sanatın içinde ve sanatçıların arasında oldum.

Resim alanında elde ettiğiniz başarılarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Resim alanında elde ettiğim ilk başarım, bahsettiğim Shanghai Uluslararası Resim Yarışması’nda aldığım dünya ikinciliğidir. Sonraki dönemde de çeşitli çalışmalar yaparak, aralarında UNICEF, UNESCO mansiyon ödülleri de bulunan çeşitli ödüller aldım. Ancak yaşım ilerledikçe aile şirketimizin getirdiği sorumluluklar ve iş dünyasının yüksek temposu nedeniyle resim çalışmalarımı istediğim şekilde ilerletemedim. Ancak bütün bunlar beni resim sanatından koparmaya da yetmedi. Gerek içinde bulunduğum sanat çevresi ve gerekse resme karşı hala devam eden sevgim, bu alana olan ilgimi bir sanatsever ve zamanla da bir koleksiyoner olarak devam ettirmeme vesile oldu.

Resim sanatına gösterdiğiniz ilgiyi biliyoruz. Koleksiyonerliğe nasıl başladınız, babanızın bu konuda etkisi oldu mu?
Koleksiyonerliğe başlamadan önce uzun bir süre resim sanatını bir sanatsever olarak takip ettim. Bu dönemde resim sanatı hakkındaki bilgilerimin ilerlemesinde ve ilgimin daha da derinleşmesinde babamın payı büyüktür. Kendisinin de resim sanatı ile ilgilenmeye başlaması sonrasında kısa sürede genişlettiği sanatçı çevresi sayesinde tüm çocukluğum bilhassa resim sanatının ve sanatçılarının arasında geçti. Bu süreçte beraberce hem dünyadaki hem de Türkiye’deki sanat organizasyonlarını takip ettik. Küçük yaşlarımdan beri babamla birlikte resim sohbetlerine katılır, yurt içi ve yurt dışındaki müze ve sergileri gezerdik. Bu hem ikimizin de ortak ilgi alanıydı, hem de baba kız olarak kaliteli şekilde vakit geçirmemizi sağlayan bir aktiviteydi. Çok ilginçtir, insan resim sanatının içinde belli bir vakti geçirdikten sonra estetik anlayışı ve algıları ciddi şekilde değişiyor. Yeterince fazla resme baktığınız zaman onların eksikliğini günlük hayatınızda da hissediyorsunuz ve bu eserleri günlük hayat içinde görmemek bir eksiklik duygusu oluşturuyor. Bir süre sonra, çok sevdiğimiz resimleri evimizde, ofisimizde de görebilmek ve onlara sahip olabilmek amacıyla resim toplamaya başladık. Koleksiyonlerlik ise bu şekilde yıllar geçirdikten sonra kendiliğinden gelişen bir tutku oldu. Sanatçıları ve eserlerini tanıdıkça onlara daha farklı gözle bakmaya, farklı özelliklerini, önemlerini anlamaya, daha önce fark etmediğim detayları görmeye başladım. Zaten bir konu ile ilgilenirken o noktalara geldikten sonra durmak da pek mümkün olamıyor; hayatınızın bir parçası olarak devam ediyorsunuz.
Ünlü koleksiyoner Charles Saatchi’nin çok sevdiğim tanımlaması ile “Koleksiyoner, evinin ve ofisinin duvarlarına asabileceğinden en az bir tane fazla sanat eseri olan sanatseverdir.” Saatchi’ye göre resim sahibi olmaktan koleksiyoner olmaya, babam ben daha çocuk yaşlardayken geçmiş olmakla beraber, benim aynı noktaya 30 yaşında geldiğimi söyleyebiliriz.

İlk satın aldığınız tabloyu hatırlıyor musunuz?
Evet tabii ki hatırlıyorum. Kendi adıma aldığım ilk tablo, çok beğendiğim, duayen resim sanatçılarından Adnan Turani’nin bir eseriydi. Keman çalan bir kızın resmedildiği bir portre. O tablo hala evimde asılıdır.

   

Koleksiyonerliğin dışında bir de sanat eviniz var. Galeri açmaya nasıl karar verdiğinizi anlatır mısınız?
Daha önce de söylediğim gibi çocukluğum resim sanatçılarının arasında ve birçok resim atölyesinde geçti. Oralardaki sıcak ortamı, keyifli sanat sohbetlerini her zaman çok sevdiğim için bu zaten içimde yer etmiştir. Ama galeri fikri şüphesiz koleksiyonerlikte ilerlememiz sonrasında oluştu. Üniversiteyi bitirdikten sonraki dönemde Peker Koleksiyonu ile ilgili yaptığım ilk önemli çalışma, koleksiyonun kataloglanarak tüm sanatseverler ile paylaşılabilir hale getirilmesi olmuştu. Bu sayede birçok sanat eserinin anlatıldığı bir sanat kataloğu oluşturmayı başarmıştık ancak buna rağmen bu eserleri gerçekten sergilemek gibi bir imkanımız yoktu. Bana göre bir sanat eseri için en üzücü durum, sanatseverlerin onu göremeyeceği bir yerde, örtülerin altında veya kutularda depo edilmesidir. İşte biz de kendi eserlerimizi bu durumdan kurtarmak için Peker Sanat Evi’ni kurduk. Peker Sanat Evi satış da yapıyor olmakla beraber aslında ticari amaçla kurulmuş bir yapı değildir. Peker koleksiyonunu paylaşmanın yanında başlıca fonksiyonu bir taraftan genç ve yetenekli sanatçıların desteklenmesi ve sanat dünyasına kazandırılması, ayrıca alıcılarla buluşmalarının sağlanması, ve bir taraftan da sanat dünyasının duayenlerinin onore edilmesidir.

2. Geleneksel Peker Sanat Ödülleri ile sanat ve sanatçıya destek olma projenizin detaylarını anlatır mısınız?
Geleneksel Peker Sanat Ödülleri organizasyonu, bizlerin Peker Sanat Evi olarak sanata ve sanatçıya destek olmak amacıyla yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projelerinden birisi. Bu ödüllü resim yarışmasını yıllar geçtikçe daha da yaygın bir şekle getirmeyi istiyoruz. Bu yılki projeye tam 34 ilden 157 sanatçı katıldı. Eserler, sanat eleştirmeni Doğan Hızlan, Prof. Ergin İnan, Yalçın Gökçebağ, Habip Aydoğdu, Peker Grup sahibi Erhan Peker ve sanat eleştirmeni İbrahim Karaoğlu’ndan oluşan seçici kurul tarafından değerlendirildi. Değerlendirme neticesinde ise 3 sanatçının yapıtları, resim alanında yaratımda bulunan genç sanatçıları tanımak, çalışmalarını desteklemek ve yapıtlarını sergilemek amacıyla verilen ‘’Başarı Ödülü’’ne layık görülerek her biri 5 bin TL ile ödüllendirildi. Ayrıca 5 sanatçının yapıtı ‘’Mansiyon Ödülü’’ne layık görülerek her biri 2 bin 500 TL ile ödüllendirildi. 2 sanatçının yapıtı da jüri tarafından ‘’Erhan Peker Teşvik Ödülü’’ne layık görülerek bin 500 TL ile ödüllendirdi. Son olarak, yarışmaya katılan diğer yapıtlar arasından 24 eser de sergilenmeye değer görüldü.
Aynı organizasyon içerisinde bir de, yaratıcı duyarlılığını özgün biçimde yansıtarak, üretim sürecinde aşamalar sağlamış yetkin sanatçıları onurlandırmak amacıyla her yıl verilen “Onur Ödülü”ne de ressam Turan Erol layık görüldü.

Geleneksel Peker Sanat Ödülleri kapsamında ülkenin dört bir yanından resim sanatçıları eserlerini gönderiyor. Bu eserler ve sanatçılar arasında en fazla dikkatinizi çeken bir çalışma oldu mu?
Öncelikle söylemeliyim ki Geleneksel Peker Sanat Ödülleri’ne bu yılki katılımın çok yaygın olması bizi gerçekten çok memnun etti. Yaptığımız çalışmaların ülke çapında yankı buluyor olduğunu görmek gerçekten verilen tüm emekleri fazlasıyla karşılıyor. İşte bu durumun en güzel yansıması olarak ise, bu yıl katılım gösteren 34 ilin içerisinde Şırnak’tan da bir eserin katılmış olması bizleri gerçekten çok duygulandırdı. Bu yarışma ile sesimizi Şırnak’a kadar duyurmuş olmak bizi çok gururlandırdı. Nitekim bu eser yarışmada Erhan Peker Teşvik Ödülü’ne layık görüldü.

Ankara’da sanata olan bakış açısını nasıl yorumlarsınız?
Ne yazık ki Ankara’da sanatçıların eserlerini sergileme ve sanatseverlere ulaşma imkanları oldukça kısıtlı. İstanbul’da bu tür toplumsal projeler iş camiası tarafından daha büyük ilgi ile yürütülüyor. Ankara’da ise sanatın paylaşımı mecburen daha kısıtlı kalıyor. Nitekim biz de Peker Sanat Evini Ankara’da bu durumun geliştirilebilmesine katkıda bulunabilmek amacıyla kurduk. Hem ressamların resimlerini sergileyebilecekleri bir alan yaratmayı hedefledik, hem de her türlü insanın gelip sergilenen eserleri rahatça gezebileceği bir ortam oluşturmak istedik. Aynı ortamda İstanbullu resim sanatçılarının eserlerini de sergiliyor ve satışa sunuyoruz. Böylece Ankaralı sanatseverleri İstanbullu resim sanatçıları ile daha yakın şekilde tanıştırmış oluyoruz. Bu güne kadar İstanbul sanat dünyasının tanınmış ressamlarının eserlerini Peker Sanat’ta sergileme imkanı bulduk.

Türkiye’de resim sanatının durumu nedir sizce?
Biliyorsunuz Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu döneminden günümüze uzanan son derece kuvvetli bir resim sanatı geçmişi var. Buna ek olarak da Türkiye’de özellikle son yıllarda sanata verilen değer ve ilgi önemli şekilde artmış durumda. Bu ise hem sanatçıların motivasyonunu hem de toplum içerisindeki saygınlığını daha da yükseltti. Bana göre bir toplumun gelişmesi için mutlaka sanatın, edebiyatın ve sporun o toplumun bireylerinin yaşamında yer alması gerekir. Bu gelişime destek olmak ise o toplumun bireyleri olarak ve şüphesiz imkanlarımız ölçüsünde, hepimizin sosyal sorumluluğudur düşüncesindeyim.

Peker Sanat Evi olarak genç ressamlara verdiğiniz değer ve teşviği biliyoruz. Genç yetenekler bu tür teşvikleri nasıl yorumluyor?
Genç ressamların kendilerini geliştirebilmek ve kabul görebilmek için ihtiyaç duydukları iki önemli şey, eserlerini sergileyerek sanatseverlerle paylaşabilmek ve sanat camiasının tecrübeli isimleri ile bir araya gelerek onların tavsiyelerini dinleyebilme imkanına sahip olmaktır. Biz Peker Sanat Evi olarak bu imkanları iyi şekilde yaratabildiğimizi düşünüyoruz. Genç ressamların eserlerini sergiliyor, satışına imkan tanıyor, bu sanatçıları sanat camiasının tanınmış isimleri, sanatçılar, eleştirmenler, koleksiyonerler ve alıcılar ile tanıştırıyor, sanat ve sergilenen eserler ile ilgili sohbetlerin yapılmasına olanak sağlıyoruz. Bütün bunların birçok genç resim sanatçısı için hem önemli bir motivasyonel teşvik, hem de pratik anlamda bir destek teşkil ettiğini düşünüyorum. Nitekim çalışmalarımıza yönelik olarak, özellikle son dönemlerde daha da artan yoğun ilgi de bu amacımıza ulaşabildiğimizin bir göstergesidir düşüncesindeyim.

Röportaj: Esin KORUCU
Fotoğraf: Özgür KARABULUT

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN