Keyifli Hayatın Dergisi

HER ZAMANKİ ROTADAN ÇIKTIK

SHARE
, / 242 0
   

Seyahat programı yapma vakti çoktan geldi. Peki ama biletimiz nereye olacak? ‘En uzak tatil en güzel tatildir’ mantığıyla, parmağımızı haritada uzaklara koyduk. Avrupa, Asya ve Güney Amerika’dan tarih, kültür ve eğlence dolu alternatifler hazırladık. Çünkü anılarla, paylaşımlarla dönmek, gidilen yeri hissetmek, fotoğraflara bakınca özlemek gerek.

İTALYA – CINQUE TERRE

Cinque Terre, İtalyan Rivierası’nın engebeli koylarına nasıl konumlanabildiği konusunda ziyaretçilerini hayrete düşüren, doğayla bütünleşmiş bir akdeniz güzelliği. La Spezia şehrinin batısında yer alan Cinque Terre bölgesi beş farklı köyden oluşuyor: Monterosso al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore. Cinque Terre İtalyanca’da 5 toprak anlamına geliyor. Uzun yıllardır turist akınına uğrayan bölge, geleneksel Akdeniz yaşam biçimine sıkı sıkıya bağlı olan yerli halk sayesinde korunuyor. Bu beş köyün sadık yerlileri sert yamaçlara teraslama yaparak tarım yapmaya, zeytin, şarap ve sabun üretimiyle geçimlerini sağlamaya devam ediyor. Doğa onlar için o kadar bonkör davranmış ki daha fazlasına ihtiyaçları yok. Lüksten uzak, rengarenk bir avuç Akdeniz evinde yaşıyor, öğlenleri dalgaların sesi eşliğinde fiesta yapıyorlar. Cinque Terre sınırlarındaki beş sevimli yerleşimi köy olarak tanımlamak yanlış olmaz. Turizmin rahatsız edici ilgisine rağmen, köy yaşamı doğallığından hiçbir şey kaybetmemiş. Yıllardır, iki arabanın yan yana sığmasının mümkün olmadığı genişlikte yollar ve zorlu patikalarla köyler arası ulaşım sağlanıyor. Bu sebeple bölgenin yabancısı olanlar, arabalarını dışarıda bırakarak, La Spezia’dan ötesine geçmediklerinde en doğrusunu yapıyorlar. Bölgeye trenle ulaşmak ve Cinque Terre’yi yürüyerek keşfetmek en güzeli. UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan köyleri ve sahilleri, bir İtalyan gibi olamasa da en azından Akdenizli uyumuyla ziyaret etmek gerekiyor. Yürümek hiç durmadan yürümek Cinque Terre seyahatinde yapılacak en güzel şey. Manolya ve limon ağaçlarının kokusuyla tırmandığınız patikalar, sizi mutlaka yorgunluğunuzu unutturacak manzarlara ulaştırıyor. Akdeniz’in sularına, güneşine ve neşeli insanlarının sesine kendinizi bırakın. Renkli yapıların arasındaki daracık sokaklardan gelen, coşkulu İtalyan aksanı, ziyaretinize neşe katacak.

İSVEÇ – STOCKHOLM

İskandinavya’nın başkenti olarak tabir edilen, kanalların ve denizin buluşma noktasındaki asil adalar şehri: Stockholm. “Kuzeyli insanlar soğuk ve mesafelidir” tabusunun darmaduman olduğu bu şehirde, sürekli olarak gülümseyen ve yardımcı olmaktan kaçınmayan sakin İsveçliler, tarz sahibi kıyafetleriyle sokaklarda dolaşır. Bebek pusetini taşıyan, pembe saçlı bir baba, güvenlikten sorumlu piercingli bir memur ve otobüste metal müzik dinleyen neşeli şöförle karşılaştığınız an, kuzeyin rahatlığı ve individualist bakış açısıyla yüz yüze geldiğiniz andır. Kanalların arasındaki adaların üzerine konumlanan şehir merkezi büyüleyicidir. İş merkezlerinin olduğu caddeler bir anda küçük bir limana çıkabilir ve limandaki klasik teknelerin arasından gözünüze çarpan, siyah bayrak çekilmiş ‘korsan gemisi’ konseptli bir tekne sizi gülümsetir. Tarihi 1300’lü yıllara dayanan ilk yerleşim yeri Gamla Stan’dan sonra mutlaka görülmesi gereken yer Skansen’dir. Skansen’i sadece açık hava müzesi olarak tanımlamak doğru olmaz, daha çok eski İsveç yaşantısına yapılacak bir yolculuk denilebilir. Djugarden adasında, haritasız dolaşmanın imkansız olduğu bir alan bu müze için ayrılmış. Ekili arazileri, hayvan çiftlikleri, yel değirmenleri, kır evleri ve mütevazi kilisesiyle bu müze geleneksel İsveç hayatının bir özeti. Ziyaretçiler bakıp geçmesin, aynı zamanda ‘yaşasın’ diye tüm detaylar düşünülmüş. Aralık bahçe kapısından şöyle bir başınızı uzattığınızda, bahçe işleriyle uğraşan geleneksel kıyafetli bir kadın size “Hoşgeldin” der. Ve başlar anlatmaya: “Kocam içeride önemli bir çalışma yapıyor. Tarihi bir kitap yazıyor. Ben de onu rahatsız etmemek için bahçede meyve topluyorum. Dilerseniz girip bakabilirsiniz ama lütfen sessiz olun”. Eve girdiğinizde gerçekten de kağıtlara gömülmüş bir adamla karşılaşırsınız. Komşu ev bir mum atölyesidir. Mum yapan bir usta sizi karşılar. Biraz ileride bir okul ve elbette içinde bir öğretmen… Skansen, modern ve güçlü kuzey şehrinden sizi tarihe götüren bir zaman makinesidir.

   

TAYLAND – PHUKET ADASI

Deniz, kum ve gökyüzünün kusursuz bir geçişle birleştiği, doğadaki en güzel mavi ile yeşilin bir araya geldiği Phuket Adası, arındırıcı bir tatil ortamı sunuyor. Tayland’ın en çok turist ağırlayan bölgesi olan ada, Phuket Town ve Patong olarak iki bölüme ayrılmış. Andaman Denizi’ne kıyısı olan adanın ünlü sahili Patong, klasik tatil anlayışıyla denizin ve güneşin tadını çıkarmak, enerjik ve renkli gece hayatında eğlenip, yeni insanlarla tanışmak için dört dörtlük bir ortama sahip. Ada turlarına katılarak, tekne ile açılmak Phuket Adası’nda yapılacak en güzel şeylerden biri. Mercan kayalıkların olduğu bölgelerde renkli balıklarla birlikte yüzmek, tropikal denizin bir parçası olmak demek. Sahilin gerisinde kalan arka sokaklarda ufak ufak kendini gösteren kültürel doku, tatilcilerde merak uyandırıyor ve güneş banyosunda keyif modundan uzaklaştırmaya yetiyor. Uçsuz bucaksız sahil ve yemyeşil tepeler ne kadar cazibeli olursa olsun, bir süre sonra ilgi çekici Asya kültürü, ziyaretçilerini şehir merkezi Phuket Town’a davet ediyor. Şehir merkezindeki binaların çoğu, Asya motifleriyle süslü. Kaplan ve ejderha hem geleneksel motiflerde hem de restoranların ve eğlence merkezlerinin dekorasyonunda mutlaka yer alıyor. Tayland mutfağı, şehre güzellik katan bir diğer unsur. Her ne kadar baharatlı soslar ve karışık malzemeler, sıcak günler için ağır gelse de Tayland’da Tay mutfağından yemek en lezzetlisi gibi duruyor. Hemen her sokakta satılan tropikal meyvelerin hem görüntüsü hem de tadı çok ilgi çekici. Kültürel keşiften sonra geriye mutlaka yapılması gereken önemli bir şey kalıyor: Safari parklarında filler ve maymunlarla yan yana vakit geçirmek.

ARJANTİN-BUENOS AIRES

İspanya’dan İtalya’ya uzanan Latin rüzgarını her sokağında estiren Buenos Aires, tutkunun şehri olarak bilinir. Tarih boyunca; İspanyol sömürgecilerden, bağımsızlık kazanmaya çalışan İtalyanlar’a, Ermeni ve Gürcüler’den, Amerikalı gezgincilere kadar farklı kültürel kesimleri topraklarında ağırlayan Buenos Aires, Güney Amerika’nın en büyük şehirlerinden biri. Gezilip, görülecek ünlü caddeler ve meydanlar için tek bir rota yetmiyor. Keşfedilmesi gereken caddeleri ve caddelerin açıldığı renkli sokakları, 360 derece yürümek gerek. Bu görkemli şehri çözmek için ilk durak San Telmo bölgesi olabilir. Salaş restoranlar, eskici dükkanları, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’a özgü el işleri satan sokak satıcıları ile büyük, etnik bir pazar izlenimi yaratan bölgede Arjantin’e merhaba demek çok keyifli. Arjantin tarihine dair pek çok şeyin hem sokaklarına hem de yerli halkına yansıdığı bu bölgelerin ardından; rivayete göre ismini bir İtalyan’dan alan Palermo Soho, Buenos Aires’in modern yüzünü biraz daha ön plana çıkarıyor. Pasajların içinde keşfedebileceğiniz, özel tasarım objeler satan butiklerin yanı sıra, Arjantin’i tüm dünyaya ‘tutkunun ve kırmızının şehri’ olarak tanıtan tango şovlarının yapıldığı mini sahneler, Palermo’ya renk katıyor. Buenos Aires’in 47 semtinin en ünlüsü La Boca’yı görmeden olmaz. Riachuelo Nehri’nin, Rio de la Plata’ya açılan ağzında yer alan La Boca, dev prodüksiyonlu film platolarını andıran hayali bir stüdyaya benzer. İtalyan göçmenlerin kurduğu ve yaşadığı bu semtte, yanyana dizilmiş rengarenk evlerin bazıları kullanılsa da bir kısmı sadece güzel bir görüntü yaratmak için konumlandırılmış. Kapısının bile olmayışından bu dekor evleri rahatlıkla diğerlerinden ayırmak mümkün. İspanyolca ‘güzel havalar’ kelimelerinden ismini alan Buenos Aires’de güzel bir Latin rüzgarına maruz kalmak gerek.

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN