Keyifli Hayatın Dergisi

İddialı Tasarımların İlginç Perde Arkası

SHARE
, / 719 0
İddialı Tasarımların İlginç Perde Arkası
   

Yıl içerisinde defilelerini kaçırmadığımız, tasarımlarının her birini sanki birer sanat eseriymişcesine incelediğimiz dünyaca ünlü tasarımcıların hayatları, en az çıkardıkları koleksiyonlar kadar ilgi çekiyor. Son yüzyıla imzasını atan tasarımcılar, hayal dünyaları ve dehalarıyla kendilerine hayran bırakıyor. İşte moda dünyasına yön veren devlerin yaşamlarından ilginizi çekebilecek şaşırtıcı detaylar…

 

Print_1.tif

Print_1.tif

Miuccia Prada – Şeytan Prada Giyer!
Çanta üreten zengin bir İtalyan ailesinin kızı olan Miuccia Prada, Prada ve Miu Miu markalarının arkasındaki gizemli kadın. 1913’te büyükbabası Mario Prada tarafından İtalya’da kurulan markanın başına Miuccia, 1978’de geçti. Bunun öncesinde siyasal bilimler okuyan, gençliğinde sokaklarda komünist bildiriler dağıtan ve sonrasında beş yıl mim dersi alan Miuccia Prada’nın, her ne kadar modaya ilgisi olmasa da, bunun eğitimini almış ve meraklısı olan birçok tasarımcıdan daha başarılı olduğu bir gerçek.

Siyasal bilgiler eğitiminin ardından ilgilendiği mim sanatını bırakıp, markaya yeniden hayat veren Prada, naylon çantalara üçgen Prada logosunu yerleştirerek “It Bag” kavramını hayatımıza taşıyan ilk tasarımcı olmuştur. Bunun yanı sıra vintage elbiselerin de tekrar hayatımıza girmesini sağlayan Miuccia Prada, tasarımlarında elegan, sade ve seksilikten uzak bir kadın silüeti çizmiştir. “Seksi giyinen kadınlar, aslında sekse aç kadınlardır” diyen ünlü tasarımcı, bu sözleriyle de koleksiyonlarında izlediği yolun altını çizmiştir. İlk zamanlar kıyafet tasarlamayı reddeden Miuccia Prada’yı ikna eden kocası Patrizio Bertelli olmuştur.

Miuccia Prada, Time dergisinin “Dünya Üzerindeki En Güçlü Kadınlar”, “Modaya Yön Veren İsimler” ve “ 20. yy’ın En Etkili İsimleri” listelerinde her seferinde yer almayı başarmıştır.

Prada’nın eşinin de yardımlarıyla büyüyen şirket, 2002 yılında 1.9 milyar dolarlık bir şirket haline geldi.
2003’te yayınlanan Lauren Weisberger’in “Şeytan Prada Giyer” kitabıyla tekrar yükselişe geçen marka, diğer değerli lüks markalar arasında yerini almaya başlamıştı.

Miuccia Prada, her ne kadar trend belirleyici tasarımcıların başında gelse de ve modaya karşı olan algısı kusursuz olsa da, tasarımcının 2004’te New Yorker’a yaptığı açıklama, marka tutkunları oldukça şaşırttı: “Giysi tasarlıyorum. Çok salakça. Ama ne yaparsın ki benim işim bu.”
Yıllık geliri yaklaşık 1.6 milyar dolar olan Prada, hala Milano’da doğup büyüdüğü apartmanda yaşıyor.

Jean-Paul Gaultier

Modanın çılgın dehası Jean-Paul Gaultier
‘Modanın korkunç çocuğu’ olarak bilinen 1952 doğumlu Fransız tasarımcı, Jean-Paul Gaultier’nin tasarıma adım atışı ve moda dünyasında sahip olduğu yer oldukça ilginç. Modaya ilk adımını annesi ve anneannesi için yaptığı elbise tasarımlarıyla atan Gaultier, ilhamını da çocukluğunu geçirdiği anneannesinin evinden aldığını söylüyor. İlk tasarımını yedi yaşındayken oyuncak ayısı Nana için yapan ünlü modacı, ilk modeli olan peluş ayısını hala en sevdiği maskotu olarak kullanıyor.

Modanın çılgın dehası, sıradışı defileleri, iddialı tasarımlarıyla adından söz ettirse de, herşeyden önce erkeklere eteği sevdiren modacı olarak hafızalara kazındı. Gaultier’nin Monsieur adında çıkardığı ve içinde ruj, göz kalemi, pudra gibi aslında kadınlara özgü olarak bilinen erkek makyaj ürünleri de tasarımcının bir diğer çılgınlığı olarak tarihe geçti.

En büyük zevklerinden biri de film kostümleri tasarlamak olan Gaultier, “Kika”, “La mala Educacion”, “En La Piel Que Habito” filmlerinin kostümlerini tasarladı. Gaultier, bunun yanı sıra tüm kostümlerinin kendisine ait olduğu “Beşinci Element” filmi için toplam 954 farklı kostüm tasarlayarak, kıyafetlerin filmin önüne geçmesini sağladı.

Gaultier’nin yaşadığı ilk dönüm noktası, 12 yaşında, Christian Dior hakkında okuduğu bir kitapta “eşcinsel” sözcüğü ile karşılaşması oldu. Böylelikle cinsiyet üzerine düşünmeye başlayan ve bunu ilerleyen zamanlarda tasarımlarına da yansıtan modanın korkunç çocuğu, diğer tasarımcılar arasından sıyrılmaya başladı. Erkeklere etek giydiren ve onlara özel makyaj ürünleri tasarlayan, kadınları daha maskülen gösteren Jean-Paul Gaultier, kıyafet ve cinsiyet arasında duran çizgiyi kaldırmayı başardı.

Jean-Paul’un ikinci kırılma noktası ise Madonna’nın “Blond Ambition” turnesinde giymesi için tasarladığı konik korse oldu. 1991 yılında 14.000 Frank’a satılan iddialı korse, bir dönem dünyada fırtınalar estirdi.

karl-lagerfeld
Karl Lagerfeld – “Think pink but don’t wear it”
10 Eylül 1933 Almanya doğumlu ünlü tasarımcı Karl Lagerfeld, moda dünyasında yaptığı devrimlerden çok kendi hayatıyla dikkatleri üzerine topluyor. Oldukça ilginç ve renkli bir dünyası olan Lagerfeld, bunları röportajlarında belirtmekten ve milyonlarla paylaşmaktan da çekinmiyor. Tasarım dehasının yanına fotoğrafçılık ve yönetmenliği de ekleyen Karl Lagerfeld, çektiği kısa filmler ve özellikle 2011 yılında Pirelli Takvimleri için çektiği fotoğraflarla bu alanlardaki başarısıyla da kendine hayran bırakıyor.

Paris’te yaşayan Lagerfeld, aynı zamanda kitaplara olan tutkusuyla da biliniyor. Hatta o kadar kitap tutkunu ki, “Paper Passion” adlı parfümü kitap kokuyor. Kendisinin de fotoğraf üzerine yazdığı bir kitabı bulunan Lagerfeld’in toplamda 40 bin kitabı var ve bazen aynı anda 20 kitap okuduğu oluyor.

İç dünyasının sınırsız ve zengin içeriğini tasarımlarına da yansıtan Lagerfeld, rüyasında görüdüğü kareografileri gerçekleştirecek kadar da hayallerine güveniyor. Lagerfeld, “Hayatımda yaptığım en iyi işler, uyurken gördüklerim. Yatağımda çizim defterimin olmasının sebebi budur” diyerek bunun altını çiziyor.

Çizimlerini sadece Faber Castell marka kalem ve boyalarla yapan ünlü tasarımcı, çizdiği eskizlerin ve çektiği fotoğrafların neredeyse yüzde 95’inin, saklayamadığı için çöpe gittiği söylüyor.

Giyim stiliyle de fark yaratmayı başaran Karl Lagerfeld, sadece parmak uçlarını gösteren eldivenleri, dik yakalı gömlek ve ceketleri, siyah gözlükleriyle marka tutkunlarını tasarımlarına olduğu kadar kendine de hayran bırakıyor. Dış görünüşün kendisi için son derece önemli olduğunu dile getiren Lagerfeld, saçlarını da genç yaşta talk pudrasıyla beyaz göstermeye başlamış. Bunun altında ise insanların saçlarının beyazlamaya, kendisinin de yaşlanmaya başladığını fark etmesini istememesi yatıyor.

   

Marc Jacobs

Marc Jacobs-“Girls love Marc Jacobs, boys love Marc Jacobs”
Amerikalı modacı Marc Jacobs’ı, ilk olarak 1997’de Louis Vuitton’da sanat direktörlüğü yaparken tanıdık. Marc Jacobs da, Karl Lagerfeld gibi muhteşem tasarımlarından çok özel hayatı ve kişiliği ile dikkatleri üzerine çekiyor. Ordu ceketi trendini başlattıktan sonra dünya çapında tanınmaya başlayan Jacobs, renkli, eğlenceli ve sürprizlerle dolu kişiliği ile gündemdeki yerini her seferinde korumayı başarıyor.

50 yaşındaki Jacobs’ın en büyük destekçisi büyükannesi olmuş. Mahalle kasabına bile torununun yeni Calvin Klein olacağını söyleyen büyükannesi sonunda haklı çıkmış ve Jacobs’ın ilk defilesi, Donatella Versace gibi ünlü tasarımcılar tarafından ayakta alkışlanmış. Jacobs’a ilham veren şeylerin başında Paris geliyor. Müziksiz yapamadığını söyleyen çılgın modacı, Philip Glass’ı dinlerken gözünün önüne tasarlayacı şeylerin geldiğini de ekliyor.

Kısa süre içerisinde konuşulmaya başlanan ve iddialı tasarımları ile kadınların gönlüne taht kuran Marc Jacobs’ın başarıları bir süre sonra alkole ve uyuşturucuya olan düşkünlüğü ile gölgelenmeye başladı. “İçtiğinde daha uzun boylu, daha komik, daha zeki ve cool olduğunu” söyleyen Jacobs, bir defasında çevreye rahatsızlık verdiği içğin uçaktan indirilmiş. Bunun üzerine ortağı Robert Duff’ın desteği ile rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Marc Jacobs, aldığı ilginç kararlarla da gündemden düşmüyor.

Bir keresinde Japon sanatçı Takashi Murakami ile bir işbirliği yapan Jacobs, Murakami’nin bir sergi açılışında, kendi ayarladığı seyyar satıcılara orijinal ürünleri sahte gibi tezgâhlarda sattırarak korsan satışa tepkisini esprili bir biçimde ortaya koymuş ve bunu kendisi de uzaktan izleyerek eğlenmişti.

Jacobs, Saks Fifth Avenue mağazasından 5.560 dolarlık bir çanta çalan ve üstelik mahkemeye de Marc Jacobs imzalı bir kıyafetle çıkan başarılı oyuncu Winona Ryder’a modellik teklif ederek de ilgi çekmeyi başarmıştı.

Elle dergisi baş editörü Lorraine Candy de, ulaşılabilir tasarımlarıyla Jacobs’ın bir şekilde modayı demokratikleştirdiği fikrinde. Çünkü hitap ettiği kesim yalnızca çok zengin kadınlar değil. Yirmiyi aşkın ülkede 150’nin üzerinde mağazada Marc Jacobs imzalı ürünler satılıyor ve 1000 dolarlık çantalardan 20 dolarlık tişörtlere kadar geniş bir yelpaze sunuyor.

Christian Dior

Christian Dior – “Ben çiçek kadını tasarladım”
1905’de Fransa’da dünyaya gelen Christian Dior, dünyanın en büyük modaevlerinden birinin sahibi. Diplomat olmasını isteyen ailesini dinlemeyen Dior, para kazanmak için çizdiği eskzileri satmaya başladı ve sonrasında sanatsal çalışmalar satan küçük bir sanat galerisi açtı. 1927’de Jacques Bonjean ile birlikte açtıkları galeride Christian Berard, Jean Cocteau, Salvador Dali ve Max Ernst gibi arkadaş oldukları ressamların yapıtlarını sergilediler. Önceleri çok iyi iş yapan bu galeri, dünya ekonomi krizinden sonra 1929’da iflas etti.

1942’de askerden dönen Dior, Lucien Lelong modaevine katıldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi subaylarının eşlerini ve Fransız işbirlikçilerini giydiren Dior, 1946’da kumaş fabrikatörü Marcel Boussac’ın parasal desteğiyle Paris Avenue Montaigne’de kendi modaevini kurdu.
İlk koleksiyonunu 1947’de sunan Dior, ona Corolle (taç yaprakları) ismini verdi. Dior, kadınların yoksunluk içinde geçen savaş ve savaş sonrası yıllarından sonra eğlenceyi ve bunun yanı sıra seksi ve kadınsı bir modayı özlediklerine inanıyordu. Dior haklıyıdı. “Look” dergisinin “New Look” (yeni moda) olarak adlandırdığı elbiseler Dior’un, dünya çapında tanınmasını sağladı.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra, o dönemde kumaş yetersizliği yaşandığından Dior’un bacakları örten tasarımları oldukça tepki aldı. Kıtlığın bitmesinden sonra tepkiler normale dönmeye başlayınca, “New Look” bir devrimin başlangıcı oldu ve Dior, Paris’i yeniden savaş sonrasında modanın merkezi yaptı.
Pek çok kadının gözünde ilahlaşan Dior, 50’li yılların başında moda trendlerinin yıllara bağlı olmadığını keşfetti ve altı ayda bir, yeni koleksiyon sunan ilk modacı oldu.

Marka, 1953’te artık bütün dünyada 16 şubesi bulunan sekiz şirketten oluşuyordu. 28 atölyesinde bin kişiden fazla insan çalışıyordu.

1957’de kalbinden ve midesinden rahatsız olan Dior, İtalya’da Montecatini’ye tedavi olmaya gitti ve burada, 52 yaşında geçirdiği inme sonucu hayatını kaybetti. Modaevinin yeni baş desinatörü Yves Saint Laurent oldu.

Yves Saint Laurent

Yves Saint Laurent – “Bir kadının içinde en mutlu olacağı elbise erkeğinin kollarıdır, erkeği olmayanlar için de ben varım”
1936 Cezayir doğumlu Yves Saint Laurent, Christian Dior tarafından keşfedilerek 17 yaşında moda dünyasına adım attı. 1957’de Christian Dior modaevinin başına geçen Laurent, 1960’ların başında ise sevgilisi Pierre Berge ile kendi markasını kurmuş ve ilk couture koleksiyonlarını ortaya çıkardı.

Kadınlara pantolon giymenin yasak olduğu dönemlerde, onlara ilk pantolonu giydiren modacı olarak tarihe geçti. Kadınların gardıroplarında pantolonun, smokinin ve kravat, papyon gibi aksesuarların yer almasını sağladı. Öyle ki, Amerika’da kadınlar pantolon giymesin diye uzun bir süre Yves Saint Laurent modelleri yasaklanmıştı. Laurent’in ilkleri bununla sınırlı değil. Moda dünyasında lider olmayı seven Laurent, o yıllarda dönemin ırkçı düşüncelerine inat defilesinde zenci modellere yer vererek bir ilke daha imza attı.

Marka, kırmızı taban kullandığı için Christian Louboutin tarafından 2001’de mahkemeye verildi. Davayı, kırmızı tabanın markanın imzası haline geldiğini söyleyen Christian Louboutine kazandı.

1983’te Metropolitan Museum Of Art tarafından ödüllendirilen, yaşayan ilk modacı olan Laurent, tüm bunların yanı sıra hayatı boyunca depresyon, alkolizm, uyuşturucu gibi sağlık sorunlarıyla uğraşmıştır. 2008’de, beynindeki tümörün de etkisiyle vefat eden Laurent’ın yakılan cesedinin külleri, vasiyeti üzerine, Marakeş’de bulunan ve hayattayken sıklıkla ziyaret ettiği botanik bahçesine serpilmiştir. Bu bahçenin kendisinin ilham kaynaklarından biri olduğu biliniyor.
70’lerde parfümünün reklam kampanyası için, çıplak bir şekilde ve sadece gözlükleriyle poz verecek kadar cesur olan Dior, geçtiğimiz yıllarda 350 milyon dolarlık servetiyle Forbes’ın “En Zengin Ölü Şöhretleri” listesinin ilk sırasında yer aldı.

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN