Keyifli Hayatın Dergisi

Kent gazeteciliğine yön veren isim Osman Altınışık

SHARE
, / 249 0
   

Yayın yönetmenliğini yaptığı Sabah Ankara ile her gün milyonların karşısına çıkan Osman Altınışık, bu kez Moda aracılığıyla sizlerin karşısında.

Sabah Gazetesi’nin Balgat’ta bulunan plazasında bir araya geldiğimiz Osman Altınışık ile gazetecilik kariyerinden başlayıp hayata, aşka, biraz da siyasete değindiğimiz oldukça keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Kent gazeteciliğine farklı bir yaratıcılık ve heyecan getiren Osman Altınışık, genç gazeteciler için de yol haritası niteliğinde tavsiyelerde bulundu. Büyükşehirlerin yanı sıra Anadolu’nun birçok kentinde habercilik yapan Altınışık’ın mesleki anıları da röportajımıza renk kattı.

Gazetecilik hayatınıza nasıl başladınız?

Düzce Kaynaşlı’da dünyaya geldim. Terzi bir babanın en büyük çocuğuyum. Eskiden okullarda günlük duvar gazeteleri yapılırdı. Ben de oldukça hevesli ve meraklıydım. Ortaokul yıllarında okulun duvar gazetesini tek başıma hazırlardım. Daha sonra kendimi bu mesleğin içinde buldum. Aynı zamanda bir dönem futbol hakemliği yaptım. Mesleğe spor muhabiri olarak başladım. Bu mesleğin temeli polis-adliye muhabirliğinden geçer. Anadolu’da bu işi yapıyorsanız, bir doktor, hakim, avukat, mimar kadar her konuda bilgili olmalısınız. İstanbul ya da Ankara’da yapıyorsanız bu işin branşları var. Magazine bakan muhabir adliyenin önünden bile geçmez. Ancak Anadolu’daki muhabirler öyle değil. Hem spora hem polis adliyeye bakarsınız hem cinayete gidersiniz hem sosyal yaşamın içinde olursunuz.

Önce Tercüman Gazetesi’nde spor muhabiri olarak başladım. İlk deklanşöre basmaya başladığım yıl 1984’tü. 1986-87’lerde Türkiye Gazetesi’ne geçtim ve o dönem askere gittim. 1990 yılının başında profesyonel olarak mesleğe geri döndüm ve o yıllarda Anadolu’da sarı basın kartı taşıyan, 212’si olan gazeteci çok nadirdi. Türkiye Gazetesi’nde o dönemki spor müdürümüz Sadık Söztutan’dı. Bana iki seçenek sundu: “Ya Trabzon ya da Bolu” dedi. İkisi de birinci ligdeydi o zaman. Ben de Düzce’ye yakın olması sebebiyle Bolu’yu kabul ettim. Hayatımın kesiştiği iki nokta var. Trabzon deseydim bugün çok farklı bir yerde olurdum. Bolu tercihim hayat arkadaşımın bu şehirde olmasına neden oldu.

Sonra İhlas Haber Ajansı kuruldu. Bu arada ben Anadolu Üniversitesi’nde hem Basın ve Halkla İlişkileri hem de İletişim okumaya devam ettim. Bolu’dayken İHA’nın kuruluşuyla büro şefliğini üstlendim. Ajansın kurulma aşamasında ciddi katkılarım oldu. Dönemin İHA Genel Müdürü Fevzi Kahraman, Antalya ve Kayseri’de bölge müdürlükleri kurulacağını ve birine beni düşündüğünü söyledi. Tercihim Antalya oldu. Sonra İHA’nın bölge müdürü olarak 1997’de Antalya’ya atandım. Antalya’ya bölge mdüdürü olarak atandığımda 28 yaşındaydım. Meslek hayatımda hiçbir zaman hazır kurulu bir düzenin içinde olmadım. Antalya bölge müdürlüğü kuruluşunu da ben tamamladım. Alanya, Bodrum, Fethiye, Afyon dahil 11 noktada bürolar kurdum.

Antalya’da başarılı işler yaptım. İHA isminden söz ettiren ciddi bir yapıya kavuştu. Haber müdürü olarak İstanbul’a atandım. Ailenizi bırakıp başka bir yere yerleşmek çok zor. Çocukların tam bana ihtiyacı olduğu dönemdi. Ama bu açığı eşim çok iyi kapattı. İstanbul merkez, Anadolu ve yurt dışı olmak üzere 650 kişilik bir personel, devasa bir yapı… Gazetecilikten sonra çok ciddi bir ajans tecrübesi kazanmış oldum. Fevzi Bey’in yerine genel müdür olarak Bekir Hazar atandığında ben tekrar Antalya’ya geri döndüm. 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde bölge koordinatörlüğü yaptığım. 2004’te İstanbul’da TV5’in kuruluşunda görev alan ekibin içinde yer aldım. Burada üç yıl haber ve istihbarat bölüm şefliği yaptım. Star Gazetesi’nin Antalya’da yeniden yapılanması çerçevesinde gazetenin bölge haber müdürlüğü görevine getirildim. Uydudan yayın yapan Akdeniz Tv’nin kurucu genel müdürlüğü ve yayın yönetmenliğini yaptım. Bu görevim devam ederken Sabah Gazetesi’ne adım attım. Antalya’da yazı işleri müdürü olarak çalıştım. Sabah Akdeniz’de ‘Osman Abi’ isimli köşemde bölge insanının sorunlarına çözüm ürettim. ‘Osman Abi’ sıfatı üzerimde kaldı. Beş yıldır sabah ailesi içindeyim. Son 17 aydır da sizin de takip ettiğiniz gibi Ankara’da meslek hayatıma devam ediyorum.

Antalya ile Ankara’yı kıyaslarsak. Burada gündemi takip etmek daha mı zor? Neler söylersiniz?

Bu sektörün içindeki üç ana dalda çalışmış olmanın verdiği bir avantajım var. Gazete mat, televizyo ise daha renkli… İşte o renklerin buluşmasını Sabah Ankara’da yapıyorum. Daha interaktif bir gazete yapıyoruz. Sabah Ankara benim dönemimde daha kent, daha şehir gazetesi havasına büründü. Ankara’da “Osman Bey sadece kendi gazetesinin değil, bizim ilavelerin de önünü açtı” gibi ifadeler duyuyorum. Bu da beni son derece mutlu ediyor. Ankara’daki ilaveler sokağa inen ve okurla bütünleşen ilaveler haline geldi. Kendi şehrinden uzak duran gazeteler başarılı olamaz. Okur kendini gazetede bulursa sizi sahipleniyor. Aksi halde okuru tutmanız zor. Bu kenti Vali yönetiyor. Belediye başkanları, muhtarın, okurun sesi olmalısınız. Kendilerini ifade edebildikleri bir mecra aramak zorunda kalmamalılar. İşte biz o insanlarla Ankara’ya gazete yapmalıyız ve ben bunu yapmaya çalışıyorum.

Antalya ile kıyaslarsak, geldiğim günden itibaren bu soruya muhatap oluyorum. Aslında sordukları sorunun içeriği coğrafik… Evet, coğrafi anlamda kıyasladığımızda bir tarafta denizi olan güney kenti… Bir tarafta denizi olmayan ve kışı sekiz ay bitmeyen bir kent. Tabii ki Antalya’nın kendine göre güzellikleri var ama Ankara’nın da öyle. Ben Ankara’yı 17 aylık gibi değil, kırk yıllık Ankaralı gibi seviyorum. Çok kısa sürede birbirimize alıştık. ‘Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun’ gibi bir şey… Ankara da güzel, Antalya da…

Artık sosyal medyanın da gelişmesiyle gazeteler ikinci planda kaldı. Bununla ilgili neler söylersiniz?

Gazetelerin ikinci planda kaldığına katılmıyorum. Gazeteler her zaman birinci planda. En güvenilir haber kaynağı. Yazdıklarınızın geri dönüşümü olmadığı için daha sık eleyip, daha sık dokumak zorundasınız. Kısacası gazeteler haberi sayfalarına koyuncaya kadar defalarca ‘çek’ ettiriyor. Sosyal medya öyle mi? Duyuma dayalı, aslı astarı olmayan birçok sosyal medyada yer bulabiliyor. Daha ötesi bunlar sosyal medya kaynak gösterilerek diğer mecralara taşınıyor.
Biz daha çok özel ve sosyal medyaya düşmemiş haberleri manşetimize taşıyoruz. Benim mesleğe başladığım dönemle şimdiki gazetecilik arasında dağlar kadar fark var. Bizim sektörün içinde ‘haber atlatmak’ diye bir tabir vardı. Bugünde geçerli aslında… Mesleğin geldiği nokta ‘kopyala yapıştır’ gazeteciliği… Genç muhabir arkadaşlara bakıyor, üzülüyorum. Kendilerini geliştirmiyorlar. Gazetecilik merak işi… Siz merak etmiyor, araştırmıyorsanız neyi haberleştireceksiniz?

Bırakın haber atlatmayı, hepsi aynı havuzdan besleniyor. Aynı fotoğraf aynı haber metni önümüze geliyor. Her geçen gün tembelleşen ve tek elden çıkan haberciliğe doğru gidiyoruz. Eskiden böyle değildi. Haberlerin kutsallığı korunmuyor. Onların adına üzülüyorum. Bazen iletişim fakültelerinden öğrenciler röportaj için geliyor. Gencecik, pırıl pırıl insanlar… Diplomamız olsun babından okullu olmuşlar. Hayata dair hiçbir fikirleri yok. Ülkemizde her yıl beş bin genç, iletişim fakültelerinden mezun oluyor. İletişim fakültelerinin kurulumu kolay olunca ortaya çıkan tablo da böyle vahim… Amatör ruhla profesyonel olmak gerekir. Gelişen teknoloji ile birlikte bizim meslekte kendini yenilemeli. Bunu teknolojik anlamda söylemiyorum. Elindeki cep telefonunun fotoğraf çekebilme özelliği olan herkes muhabir… Gazetecilik eğitimi almışsanız farkındalığınızı ortaya koymalısınız. Teknoloji mesleği kolaylaştırdı ama bir o kadar da yozlaştırdı.

Sosyal medyanın güvenirliğini nasıl buluyorsunuz?

Sosyal medyanın güvenirliğini tartışılıyor. Sosyal medya aracılığı ile toplumu çok hızlı yönlendirilebilirsiniz. Ama güvenilirliği hep soru işareti. Sosyal medyada kullanılan bir haber çoğu kez kaynağından doğrulatılmaya muhtaç. Toplum üzerinde gücü var. Sorumluluk duygusundan uzak bir mecra…

O güç ülkemizi nasıl etkiliyor?

Tehlikeli ve kontrol edilemeyen bir güç… Kontrol edilemeyen güç, güç değil. Öyleyse sosyal medya üzerindeki özgürlük kavramı masaya yatırılmalı. Birçok ülke sosyal medya için kısıtlamaya gidiyor. Biz bunu yapmaya kalksak kıyamet kopar, ‘demokrasi ve özgürlük’ diye ortalığı yakar yıkarız. Nerede özgürlük, nerede demokrasi? Hangi ülke Başbakanına hakaret ettirtir? Hangi ülke Başbakanına sabahtan akşama küfür ettirir? Özgürlüğü ahlak çerçevesinde ele almalıyız. Manşetine ‘küfrü’, ‘ahlaksızlığı’, ‘hakareti’ taşımak özgürlük mü? Ben böyle özgürlüğü istemiyorum. Birçok meslek örgütünün üyesiyim. Üzgünüm, ‘kınamalardan’ öteye bir yaptırımı yok. Haberin ana öğesini nefret, kin ve ahlaksızlık oluşturmamalı.

Bir gazeteci olarak gazeteyi elinize ilk aldığınızda nelere bakarsınız?

Sabah erken saatte tüm gazeteleri gözden geçirim. Bunlara gazetelerin Ankara ilaveleri de dahil. Günün ilerleyen saatlerinde tüm köşe yazılarında Ankara’ya ilişkin konuların olup olmadığına bakarım. Bazen bir yazarın köşesine taşıdığı konunun kendi gazetesi dahil atlamış olduğuna tanıklık ederim. Kent gazetesi yapıyorum. Kente dair nerede ne yaşanıyorsa onu sayfalara taşıma yükümlülüğümüz var. Okurdan farklı bir gözle gazeteler üzerinde tur atarsınız. Farklılıkları gözlemlemek durumundasınız. Her gazetenin haber kullanım tarzı farklıdır. Tüm yazarları takip ederim.

Yayın yönetmeni olmanın zorlukları nelerdir?

   

Son karar verici olmak sorumluluğunuzu artırıyor. Başkent gibi bir şehre gazete yapıyorsan bu sorumluluk iki kat daha artıyor. Yapacağınız en ufak bir hata, başarı ya da başarısızlığın faturası size kesilecektir. Bizim işimiz dikkat ve özen ister. Ekip işi. Ekibiniz iyi ise işiniz kolaylaşır. Ben bu konuda şanslıyım. Sabah Ankara’yı birlikte hazırladığımız güvenilir, işini iyi yapan bir ekibe sahibim. Bana sadece ekibe ‘abi’lik yapmak kalıyor. Tecrübelerimi paylaşıyorum.

İş yaşamınızda çok prensipli misinizdir?

Prensipleri olan, düzenli biriyim. Bugünün işini yarına bırakmam. Bırakırsanız ipin ucu kaçar. Pratik ve çözüm odaklıyımdır. Sorun üreten değil sorunları çözen bir yapım vardır. Düzeni ve düzenli olmayı seviyorum.

“Hayallerimi süsleyen insanlarla çalışma şansını yakaladım”

Gazetecilik seçilmesi gereken bir sevda… Hem de karşılıklı olanından. Siz onu, o da sizi sevecek. Belli bir noktaya ulaşmanız için çok çalışmanız ve büyük fedakarlıklarda bulunmanız gerekiyor. Türkçe dil bilginiz engin ve derin olacak. Mesleğiniz sizinle birlikte büyüyecek. Olgunlaşıp, yaşlanacak. Sorunuza gelirsek; evet hayalini kurduğum işi yapıyorum. Aşık olduğum mesleğin amatörü olmak hoşuma gidiyor. Bu meslekte profesyonel olunamayacağını iddia edenlerdenim. Profesyonel düşünüp amatör ruhla çalışanlardanım. Ben mesleğimi aşk derecesinde seviyorum.
Eğer bir işi sevmiyorsanız, o işe aşk derecesinde bağlı değilseniz inanın başarılı olamazsınız. Orta okul yıllarında babam bana Tercüman Gazetesi aldırdığında okuttuğu yazarlar vardı. Güneri Civaoğlu, Yavuz Donat gibi… Şimdi Yavuz abiyle aynı kurumda çalışıyorum. Zamanla mesleki tecrübelerini, yaşanmışlıklarını birebir dinleme fırsatı buluyorum. Dünün hayalleri bugün gerçek.

Ankara’da nasıl zaman geçiriyorsunuz?

Fırsat buldukça sevdiklerime zaman ayırıyorum. Daha çok eşimle zaman geçiriyorum. Eş, dost… Evliliğimizin başına döndük. Seyahati seviyorum. Mümkün oldukça şehir dışına kaçmaya çalışıyoruz. Dost buluşmaları yapıyoruz. Ama hafta içinde zaten yoğun bir iş tempomuz var. Beyinle çalıştığımız için o yorgunluğu atabilecek dingin alanlar yaratıyoruz kendimize. Sevdiklerimize, dostlarımıza zaman ayırıyoruz. Hayat çok kısa. İhmal etmeye gelmiyor. Ne dostları, ne hayatı, ne de kendinizi ihmal etmeyin.

Türkiye son zamanlarda yaşanılan olayları aşabilir mi sizce?

Türkiye güçlü bir ülke… Bu coğrafya insanı ne badireler atlattı. Bu süreci de atlatacaktır. Ülke olarak da, iktidar olarak da bunu atlatacağımıza inanıyorum.

Seçimler yaklaşırken Gezi sürecindeki gibi olaylar gündeme gelir mi?

Türkiye her dönem seçimler öncesi kaotik olaylar içine çekilmek istendi. Geçmiş yıllara göre seçmen profilinin çok değiştiğine inanıyorum. Daha bilinçli olduğumuzu düşünüyorum. Bu tür oyunlara gelmemeliyiz. Bu tür hamleler mutlaka olacaktır. Şu an dünyanın dört bir yanında bir takım olaylar yaşanmakta. Bizde de bu tür olaylara kalkışılacaktır. Ama buna prim vermemeliyiz. Biz birlik beraberliğimizi koruduğumuz sürece bu tür olaylar amacına ulaşamayacaktır. Sağduyu ve sükûnetimizi korumalıyız. Gezi olaylarının nereden kaynaklandığı sonradan ortaya çıktı. Gelmemesi en büyük temennim… Seçim sürecinin bir karnaval havasında geçmesini arzularım…

Sizin tüm bunların yanı sıra duygusal bir yanınız da var…

Evet. Bu yanımı yazıya dökmeyi severim. Aşk, sevgi, doğa, mevsimsel geçişler hoşuma gidiyor. Keyif alıyorum ve böyle yazılar yazıyorum. Şu pencereden baktığımda Ankara’nın ruh halini yazıya yansıtabilirim. Bugün hava kapalı… Sanki aydınlatması olmayan bir kentmiş gibi geliyor. O sis, pus kentin üzerine çöktüğünde ruhum daralıyor. Ankara’nı bu ruh halini sevmiyorum.

“Ankara, başkent sıfatının altında ezilmiş bir şehir”

Ankara’nın sorunlarını irdeliyorum. Ankara, aslında ihmal edilmiş bir kent. O kadar dünya başkenti gezdim, bu kadar ihmal edilen bir kent görmedim. Ama Ankara’da iki tane kent var. Biri başkentlilik, biri de Ankaralılık. İşte o Ankaralılık başkentliliğin altında ezilmiş. Başkentlik de bürokrasi ve devlet daireleri arasında kalmış. Ama Ankara’yı yöneten vali, büyükşehir belediyesi, ilçe belediyeleri, muhtarlıklar.
Siz hiç Ankara İl Sağlık Müdürlüğü duydunuz mu? Anadolu’da bu müdürlükler birer bakanlık derecesinde önemli yapılardır. Ama Ankara’da bunların esamesi okunmaz. Ankara, başkent sıfatının altında ezilmiş bir şehir. Geldiğim günden beri bunu anlatmaya çalışıyorum. Gelin kıralım bu kabuğu. Ankara sadece siyasi bir başkent değil, turizmin de ekonominin de ticaretin de bilişimin de eğitimin de sağlığın da başkenti. Ama bunların hiç birini ön plana çıkarmamışız. Sabah Ankara’ya dikkat ediyorsanız, bilişimin, eğitim, ekonominin başkentiyiz başlıklı manşetler görürsünüz. Evet, Ankara her şeyin başkenti.

Gerekli mercilerle bunları konuşuyor musunuz?

Ben gazeteciyim… Düşüncelerimi, gördüklerimi yazarım. Önceliğim bunları yazmak. Yazıyorum da… Konuştuğum platformlarda oluyor. Ankara Valisi Aladdin Yüksel ile Antalya’da çalışma şansını yakalamış bir gazeteciyim. Vali Bey Ankara için büyük bir şans. O da aynı şeyleri söylüyor. Ortak akıl diyor. Yurt dışına çıktığımda gittiğim kentin müzesini gezmek isterim. Şangay’da müzeyi gezdiğimde, zenginliklerimizi ve ihmal ettiklerimizi düşündüm. Ankaralı olarak kafamızı kaldırıp bir etrafa bakmalıyız. Her taşın altı tarih. Ama biz ne tarihimizi ön plana çıkarabilmişiz ne de turizme sunabilmişiz. Son dönemde birşeyler yapılıyor ama bunun süratle tamamlanması lazım. Ankara bulunduğu coğrafi konum itibariyle çok önemli geçiş noktası. Anadolu’ya açılan bir pencere, köprü… Bırak Ankara’nın içinde pazarlayabileceğin turizm değerlerini, Bolu Kartalkaya, Ilgaz, Kayseri, Eskişehir… Hepsine çok kısa süre içinde ve kolay bir şekilde ulaşılabilirliğin var. Bunları masaya yatırıp birşeyler yapılmalı. Ankara kendini pazarlamıyor. Ama bunları aşacağımıza

Evli ve iki çocuk babasıyım. Büyük oğlum 23 yaşında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema bölümü son sınıf öğrencisi. Aynı zamanda aynı üniversitenin ikinci dal olarak işletmesini okuyor. Küçüğümüz de Uluslararası Antalya Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ne bu yıl başladı.

Oğlunuzun iletişim fakültesine girmesinde etkiniz oldu mu?

Emre, 17 Ağustos depreminde bir çocuktu. O bölgeyi iyi tanıdığım için orada deprem koordinatörü olarak çalıştım. Emre, döndüğümde bir A3 kağıdına depremi resmetmiş ve altına haberini yazmış, mahrecini açmış, imzasını atmış. “Bak baba ben haber yaptım” dedi. O zaman anladım ki; çocuklar aslında babalarından etkilenir. Orada benden etkilenmişti. Ama daha çok siyasal okumak istiyordu iletişim oldu. Gayet de memnun ve mutlu olduğunu düşünüyorum.

Hedefi ne peki?

Bu soruyu bana değil de ona sorarsanız aynen şu cevabı verir; ‘babam düşünüyordur’ (gülüyor). Şimdiki gençlik böyle işte…

Sevgililer Günü ile ilgili neler söylersiniz?

Eşimi tanıdığım gündür benim için Sevgililer Günü… İlk ‘Babalık’ duygusunu yaşadığım gündür. Benim hayatımda günlerin değil tarihlerin özelliği vardır. Eşimi tanıdığım gün, evlilik yıldönümü gibi… Bana ait tarihlerdir hayatımın içinde özel günler. Hiçbir zaman hiç biri unutulmamıştır. O günler mutlaka eşimin iş yerine günün anısına hediyesi ve çiçeği giter. Tüm hediyelerin içinde özel yazılmış bir dörtlük vardır. Benim için Sevgililer Günü’nün sadece o gün kutlanmasının önemi yok. Hayatta iki şeye aşık olacaksınız: Yaptığınız işe ve eşinize. O zaman mutlu olursunuz. Benim mutluluğumun temelinde de bu ikisi yatıyor. Aşk derecesinde sevmiyorsanız ikisini de yaşatmanız zor. İki oğluma da söylediğim şu: Eş bulabilirsiniz ama anne zor. Eşi seçerken çocuklarınıza anne olarak seçin. Emre’yle Eren’e “bakın, annenizi sizin için seçtim” diyorum. Hep iki oğlum bir kızım var diyorum. Üç erkeğin olduğu bir evde tek kadın olmak şımartılmayı gerektiriyor. O da şımarık bir kız çocuğu gibi evin içinde… Şımartılmayı da hak ediyor… Tüm sevenlerin Sevgililer Günü kutlu olsun…

Spor hayatınızın neresinde?

Bir dönem futbol hakemliği yaptım. İyi masa tenisi oynarım. Düzenli spor yapıyorum. Her ne kadar bugünlerde kesintiye uğrasa da… Basket, voleybol, futbol, masa tenisi sevdiğim spor dallarıdır.

Neler okursunuz genelde?

Görevimiz gereği gazeteleri didik didik ediyorum. Güncel yayınları takip ederim. Siyasi ve tarih içerikli güncel kitaplar tercihim.

Moda sizin için ne ifade ediyor?

Temiz ve özenli giyinmeyi seviyorum. Benim için moda renklerin uyumundan ibaret. Trendleri çok takip etmiyorum. Genelde kılık kıyafetime dikkat ederim.

Moda ve alışveriş çılgınlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Her sektörün çılgınlığı var ama çılgınlığın boyutuna bakmak, aşırıya kaçmamak lazım. Bunu yaşayanı mutlu kılıyorsa çılgınlık da yaşanmalı bence. Hayat ertelemeye gelmez. Bir şey yaşamak istiyorsan yaşamalısın. İnsanlar hayalleri kadar yaşar. Siz ne hayal ediyorsanız onu yaşarsınız.

Hayat felsefeniz nedir?

Sen mutluysan herkes mutludur. Negatif ortamları terk ederim. Paylaşmayı severim. Ego ve takıntılarım yoktur. ‘Keşkelerim’ yok. Ne yaşanmışsa, yaşanmıştır… Hayatı bir film şeridine benzetebilirsiniz, ama geri getiremezsiniz. Temel felsefe sevmektir… Doğayı, insanı, şehri, ülkeyi, üzerinizdeki kıyafeti… Sevdiğiniz süre mutlusunuzdur…

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN