Keyifli Hayatın Dergisi

Mine Alp

SHARE
, / 604 0
Mine Alp
   

Annelerle yaptığımız röportajımız tüm hızıyla devam ediyor. Moda’nın bu ayki konuğu Başkent sosyal yaşamının sevilen isimlerinden Mine Alp…

ANNELİK, BİLİNMEYENE BİR YOLCULUK SERÜVENİ

Bitmeyen enerjisi ve güleryüzü ile bizi evinde ağırlayan Mine Hanım, çocukları ile objektiflerimize renkli karelerle yansıdı. Bizlere samimi açıklamalarda buluna Alp ile keyifle okuyacağınız bir röportaja imza attık.

Hayatınızı çocuklarınızdan önce ve sonra olarak bölelim. Neler değişti, neler eklendi?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki çok yoğun ve hareketli bir iş hayatım vardı. Evlenmeden önce İstanbul’da yaşıyordum ve casting işi ile uğraşıyordum. Televizyon sektöründe saatler dakika, günler saat hızında ilerlediğinden müthiş bir koşuşturmaca içindeydim. Daha sonra evlenip Ankara’ya yerleştim ve 1,5 yıl sonra Ömer doğdu. Bu kez hayatımın hızı farklı bir boyut kazandı. Çünkü iş hayatınızda ne kadar yoğun ve yorgun olursanız olun, bir şekilde telafi edebiliyorsunuz. Sonuçta eve döndüğünüzde dinlenme imkanınız var. Ancak bir bebeğin/çocuğun sorumluluğuyla karşı karşıya kalınca, işte o zaman farkındalığınız da artmaya başlıyor. Bana göre çocuk sahibi olmak, sonsuz öğretileri olan bilinmeyene bir yolculuk serüveni. Bu yolculukta size kaygılar, umutlar, yeterlilik/yetersizlik gibi soyut kavramlar eşlik ediyor. Önceleri tek kaygım ajansımın bilinirliliğini arttırmak ve kariyer basamaklarını tırmanmak iken, anne olduktan sonra önceliklerim değişti. Bireysel sorumluluk duygusuyla baş etmeye çalışırken artık, kendine, ailesine ve milletine faydalı bir birey nasıl yetiştirebilirim bunun derdindeyim.

Anne olmak neler kattı size?
Anne olmadan önce daha bencil ve bireysel düşünceyle hareket ederken, anne olduktan sonra önceliklerim ve insanlara karşı bakış açım da değişti. Aynı zamanda empati duygum çok daha fazla gelişti. Ben yapı olarak aceleciyimdir. Hemen her şeyi çabucak yapasım vardır. Şimdi eskiye oranla biraz daha sabırlı, çevremdeki kişilere ve olaylara karşı daha duyarlı hale geldim. Anne olmak bana, sonsuz sevgiyi ve şükretmeyi öğretti.

Kucağınıza ilk aldığınızda neler hissettiniz?
Ömer’i kucağıma aldığımda ilk hissettiğim şey şaşkınlıktı. Doğum anında zaten müthiş gerginsin, ne olacağını bilmiyorsun. Üstelik ameliyathanenin soğuk atmosferinde karmaşık ve endişeli bir haldesin. İlk şoku atlattıktan ve normale dönmeye başladıktan sonra, tarifsiz bir duygu yaşıyorsun ki bunun adı kesinlikle ‘mutluluk’. Derin’i daha net hatırlıyorum çünkü ikinci kez anne olmanın verdiği tecrübe bonusuyla doğum yapmıştım. Derin doğduktan hemen sonra müthiş bir rahatlama ile ağlamaya başladım. Biliyordum ki oğlumda yaşadığım tarifsiz sevgi bağını bu kez kızımda da yaşayacaktım. Gözyaşlarımın sebebi tamamen bu duyguydu. Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim, eşim her iki doğumumda da yanımdaydı. Onun varlığından büyük güç aldım. Sizin aracılığınızla ona bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum, iyi ki varsın!

   

Çocuklarınızla vaktiniz nasıl geçiyor? Birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Oğlum 6,5 yaşında ve ilkokul birinci sınıfa gidiyor, kızım ise üç yaşında. Hafta içi Ömer okuldan geldikten sonra üçümüz birlikte yaklaşık bir saatimizi meyve, kek, poğaça ne varsa atıştırarak, sonra da oyun oynayarak geçiriyoruz. Daha sonra biz ders yapmaya, Derin de ablasıyla oyun oynamaya devam ediyor. Hafta sonları genelde arkadaşlarımızla buluşup sinema, tiyatro, varsa özel gösterilerden birine gitmeye çalışıyoruz.
Pazar günleri bütün aile bir arada olduğumuz tek gün olduğundan, sabahları genellikle kahvaltı için dışarı çıkıyoruz. Hem bizim hem de çocukların birlikte olmaktan keyif aldığımız dostlarımız var. Hep birlikte ‘eve girme yasağı’ uyguluyoruz. Tabi önceliğimiz çocuklarımızla rahat edebileceğimiz mekanlar oluyor haliyle. Bir de ‘armut dibine düşermiş’ ya, çok doğru. Eşim ve ben gezmeyi çok severiz. Allah’tan çocuklarımız da bize benzemiş, hadi gidiyoruz dediğimiz anda, nereye diye sormadan bir telaşla hazırlanmaya başlıyorlar. Hemen her şeyi birlikte yaptığımız için çocuklarımız da bize uyum sağlamaya alışkınlar. Çoğu çocuklu ailenin yaşadığı zorlukları bu anlamda yaşamıyoruz ve birlikte olmaktan keyif alıyoruz.

Babalarıyla ilişkileri nasıldır?
Eşimin sakin ve sabırlı yapısı nedeniyle çocuklarla arasında tatlı-sert dengede bir ilişkileri var. Bizim evde genelde otorite ve disiplinden maalesef ben sorumluyum. Eşim yoğun iş hayati ve iş seyahatleri sebebiyle, pazar günleri haricinde çocuklarla çok fazla zaman geçiremiyor. Ancak iş dışındakı tüm zamanını onlarla birlikte geçiriyor diyebilirim. Çok özverili bir babadır. Özellikle Ömer’le çok farklı ilişkileri vardır, arkadaş gibidirler. Bir günü başbaşa geçirip, birlikte yemeğe, sinemaya, sirke giderler. Hatta birkaç iş seyahatine Ömer’i götürmüşlüğü de vardır. Derin ise babasının ‘pembe prenses’idir (kendisine bu şekilde hitap edilmesinden çok hoşlanıyor). Bana yapamadığı naz, kapris ne varsa hepsini babasına yapar. Abisiyle babasının paylaşımlarını kıskanıp, rol çaldığı zamanlarda, babasının kucağından hiç inmez.

Anne adaylarına, annelere neler söylemek istersiniz?
Bu konuda iddialı cümleler kurmak istemem. Sadece iki çocuk annesi olarak deneyimlerimden yola çıkarak şunları söylemek isterim ki, anne olmak bana göre karşılıksız sevgiyi öğrenmek, sabırlı olmak ve algılarını sürekli açık tutmaktır. Çocuk sahibi olmak, anne ve babaların kendi seçimleridir. Bu bilinçle hareket ederek, onların tüm sorumluluklarını da üstlendiğimizin farkında olmalı, çocuklarımızın mutlu, huzurlu ve demokratik bir aile ortamında yetişmelerini sağlamalıyız bence.

Çocuklarınızla aranızdaki diyalog nasıldır?
Ömer bana hep eğlenceli bir anne olduğumu söyler. Sanırım onlarla birlikteyken ben de çocuk oluyorum ve çok eğleniyoruz. Bizim bir ‘şarkı uydurmaca’ oyunumuz vardır ki, birlikte gülmekten kendimizi yerde bulduğumuz bile olmuştur. Tabi evde tansiyonun yükseldiği anlar da oluyor. Özellikle yemek ve uyku düzeni gibi konularda pek taviz vermem. İşte o noktada otorite devreye giriyor ve eşimin tabiriyle ‘kanal’ değiştiriyorum.

Kadın olmanın verdiği sorumluluk varken, bir de üzerine anne olmanın verdiği sorumluluk geliyor. Bununla ilgili neler söylersiniz?
Bazen kendimi bir ahtapota benzetiyorum. Evin düzeni, çocukların bakımı, eğitimi, sosyalleşmesi derken akşam olup, kendi kendime kaldığımda ‘ bütün bunları ben mi yaptım’ diyerek gizli egomla yüzleştiğim oluyor. Eğer sorumluluğunuzu paylaşabileceğiniz eşiniz, yardımcınız ya da aile büyüğünüz varsa, işiniz çok daha kolay. O zaman kişisel sorumluluklarla daha rahat baş edebilirsiniz. Burada tercihler devreye giriyor. Benim gibi ‘ya kariyer ya çocuk’ diyenlerdenseniz, hayıflanmaya hiç gerek yok diye düşünüyorum.

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN