Keyifli Hayatın Dergisi

‘TİKAD benim üçüncü çocuğum’

SHARE
, / 456 0
   

Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanı Nilüfer Bulut, kızları Nida ve Dila ile birlikte İstanbul Harbiye’deki ofisinde objektiflerimizin karşısına geçti. Kendilerine yönelttiğimiz soruları içtenlikle cevap veren üç isim, hayat felsefelerini, planlarını, tutkularını, hayallerini bizimle paylaştı.

Türkiye’nin yakından tanıdığı ünlü iş kadını Nilüfer Bulut, şuan başkanlığını yürüttüğü Türkiye İş Kadınları Derneği’nin de kurucusu. Kendisini iş hayatında yalnız hissetmesi nin, TİKAD’ı kuruluşundaki en büyük etmen olduğunu dile getiren Bulut, derneğine olan tutkusunu “TİKAD’da benim üçüncü çocuğum” sözleriyle gözler önüne seriyor.

Nilüfer Bulut kendini nasıl tanımlar?

Benim en çok zorlandığım sorulardan birtanesi bu. Çünkü kendini anlatabilen bir insan değilim. Kısaca bahsetmek gerekirse iş kadınıyım, iki çocuk annesiyim. İş hayatıma üniversite’den sonra finans sektörüyle başladım. Daha sonra evlendim. Nida olduktan sonra iş hayatıma hiç ara vermeyi düşünmedim. Fakat Nida çok yaramaz, çok hareketli ve gece uykusu olmayan bir çocuktu. Ücretsiz iznimi kullandım ve Nida sekiz aylık olduktan sonra işime döndüm fakat yürütemedim.Çünkü finans sektörü saati belli olmayan çok yorucu bir sektör. Karar verdim ve annelik-ev hanımlığına bir dönüş oldu. Biliyorsunuzki Türkiye İş Kadınları Derneği’nin (TİKAD) başkanıyım ve bu izinler konusunda da süt izninin nekadar olması gerektiğiyle yakından ilgilendim. İş kadınlarının iş hayatını bırakmaması için bu tür izinlerin dengede tutulması gerekiyor. Çünkü geçmişte bunları yaşadım ve gördüm.

Zorlu ve yorucu koşullarda çalışan iş kadınalara önerileriniz neler?

İş hayatında insan kimliğinin ön planda olması gerektiğine inanıyorum ve kadın- erkek kimliğinin ayrıştırılmasını değil insan kimliği ile yaklaşmaları gerektiğini düşünüyorum. Bazı kadın dernekleri tarafından eleştiriliyorum ama pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Bu düşüncemi de iş hayatında gözlemlediğim olaylara dayanarak söylüyorum. “Ben kadınım, bana biraz daha kolaylık gösterilsin” denildiğinde kadının geride kaldığını gözlemledim. O nedenle kadınların da erkekler kadar başarılı olabilmeleri için o mücadeleci ruha kendilerini inandırmaları ve bunu göze almarı gerekir. Pes ettikleri anda iş hayatında sosyal ve siyasi hayatta kadını ön planda tutma imkanınız yok.

TİKAD’ın kuruluş hikayesini anlatır mısınız?

Bir iş kadını olarak kendimi iş hayatında yalnız hissetmem TİKAD’ın kuruluşundaki en büyük etmendi. Erkeklerin iş dünyasındaki başarısını gözlemlediğimde, sivil toplum kuruluşlarında kaynaşarak, ekip ruhuyla, birlik içerisinde yol aldıklarını gördüm. Biz üç beş kadındık ve hiç sesimiz çıkmıyordu. Bu nedenle bir karar aldım ve bizimde örgütlenmemiz gerektiğini düşündüm. TİKAD derneği başkanı olarak dalında başarılı 13 iş kadını belirlerdim ve daha sonra düşüncemi onlarla paylaştım. Onlar da bu projeye inandılar ve birlikte yola çıktık. Derneğimiz bugün 2,5 – 3 milyar dolar ciroyu yöneten, uluslararası alanda ve Türkiye’de gerçekten etkin bir sivil toplum kuruluşu haline geldi. TİKAD benim üçüncü çocuğum diyebilirim.

Sosyal sorumluluk projelerine büyük önem veriyorsunuz. Son dönem çalışmalarınızdan bahsedermisiniz ?
TİKAD’ın esas amacı iş kadınlarını daha güçlü kılmak. Aynı zamanda da dünya sorunlarına, insan sorunlarına ve ekonomik gelişmelere de katkı sunmak. Sosyal sorumluluk kapsamında birçok yardım kampanyası yaptık. Bunların en başında eğitim geliyor. Çünkü herşeyin başlangıcı ve bitişi eğitimden geçiyor Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’yla yürüttüğümüz okulları iyileştirme kampanyamız var. Şimdi de devletimizin kucak actığı mülteciler var. Geçtiğimiz ay Urfa Suruç’a gittim. Evet okuyoruz , sosyal meyadan takip ediyoruz ama orada yazılanların ne kadar doğru olduğunu bilmediğimden gidip kendim görmek istedim. Gerçekten orada bir insanlık dramı yaşanıyor. Evet devlet orada ama bir noktaya kadar yetişebilir. Buranın en büyük mağdurları da kadınlar ve çocuklar. Ordaki insanları gördüğümde, inanın şurada yediğim lokma bile boğazıma diziliyor. Okadar zor yani. Kelimeler yetersiz kalıyor. Şimdi onunla ilgili bir kampanya başlatıyoruz. Oradaki çocukların eğitimi, kadınların sağlığı bizim için çok daha önemli. İnsanlara yiyicek, içiçek gidiyor ama yardım kapanyalarında kaynakları doğru kullanmak da çok önemli. Bu kaynakları organize eden barış platformları oluşturulacak ve bunun içinde TİKAD ve üyeleri de yer alacak.

Bu kadar yoğun iş temposu içerisinde kızlarınız Nida ve Dilaya nasıl vakit ayırıyorsunuz?

Benim önceliğim tabiki de çocuklarım. Zamanı doğru kullandığınız takdirde çocuklarınıza da, çevrenize de zaman ayırabilirsiniz. Ben çocuklarımla ilgilendiğim gibi annemle, ailemle de ilgileniyorum. Zamanı verimli kullandığımda bir sıkıntı yaşamıyorum. Biraz kontrolcü bir yapım var. Anne olarak onların herşeyi ile yakından ilgileniyorum.

Modayı takip ediyormusunuz?

Kaliteyi seven biriyim o nedenle modayı yakından takip ediyorum. Ama körü körüne modaya da bağlı değilim. Aldığım kıyafetleri bir süzgeçten geçiriyorum. Kıyafetlerimin modelini bile değiştirebiliyorum. Kendime has bir tarz yaratabiliyorum. Kıyafet olsun, dekorasyon olsun kendime yakışanı tercih ediyorum. Onu taşıyabilmek ve bütünleşebilmek önemli olan.

Nida Bulut’un tasarımlarında katkınız varmı?

Nida’nın tasarımlarında katkım yok. Nida, Koç Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Nida’nın tasarımlarına çok katkım yok. Sadece iş hayatında girişimci bir iş kadını olarak önerilerim oluyor.

İş, çocuklar derken kendinizede vakit ayırabiliyor musunuz?

Ben çalışmayı ve okumayı çok seven bir insanım. Her bulduğum fırsatta okurum. Bu çocukluğumdan beri böyle. Gazeteden kese kağıtları vardırya, ben onları açıp okurdum, o denli… Her an, her zaman okuyorum, merak ediyorum. Üretmek beni en çok dinlendiren şey. Yeni projeler üretip hayata geçirince işte ozaman dinleniyorum.

Kızlarınızın kıyafetlerinde sizin etkiniz oluyor mu ?

   

Evet tabiki benim onayımı alıyorlar. Bir şeye hayır dediğimde ise değiştiriyorlar.

NİDA BULUT

Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Annemin dediği gibi ben küçükken yaramazdım. Aslında benim sakin bir yapım var. Ama tabi zaman zaman da istediğim birşeyi elde etmek için arada bir hırslanırım. İşimde de asla birşeyi yarına bırakmam. Gece 12 bile olsa 1’e kadarda olsa bir şekilde bitirip tamamlıyorum. Kafama koyduğumu yaparım. Öyle bir yapım var. Sabırsızımdır biraz. Koç Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. Onun dışında bir takı markası oluşturdum. Normal hayatımda sakin biriyim. Bazen eğlenceli olduğumu da söylerler. Bazı yönlerimi de anneme benzetirler.

Tasarımcı yanınızı nasıl keşfettiniz?

Küçüklüğümden bu yana modaya ve kıyafetlere çok düşkünüm ki zaten her kadın düşkündür. Ama bende o taraf biraz daha fazla ağır basıyor. Okuldayken de hep modayla ilgileniyordum. Mesela sanat tarihi alanında da birçok ders aldım, orada da tarihi takılarla ilgili çok güzel hikayeler öğrendim. Padişahların takılara olan merakı, o sanatı icra etmeleri, bunlar benim çok ilgimi çekti. Saraylarda bulunan heykeller, mimaride kullanılan figürler, odalarda kullanılan mobilyalar benim çok ilgimi çekti. Sonrasında öğrendim ki ben içimdeki tasarım duygusunu hep bastırmışım. Onun öncesinde akademisyenliğe, televizyonculuğa merak sarmıştım. Programcılık yaptım. Daha sonrasında düşünmek için kendime üç ay gibi bir süre ayırdım.Kendim birşeyler yapmak istedim ve o üç ay içinde de aklımda hep bastırdığım duygu ortaya çıktı. Ve tasarımlarımı yaparken tarih bilgilerimi de kullanarak, antika diye tabir ettiğimiz ürünleri günümüze uyarlayarak daha modern bir parça takı yapabilirim dedim. Bunları düşünürken biraz da kendime güvendim ve bu şekilde başladı takı tasarımı serüvenim.

90 parçalık takı kolesiyonunuz “bu by Nida Bulut” geçen haftalarda tanıtıldı. Tasarımlarınızı oluştururken esinlendiğiniz konu ve figürler nelerden oluşuyor?

Mod bileklikleri ben çok seviyorum. Onların ortaya çıkış noktası ise şöyle oldu; son dönemlerde kişisel gelişim çok yagınlaştı. Ben de insanlar o gün hangi modda iseler bu bileklikleri kolunda taşısınlar diye böle bir yola başvurdum. Mesela birinde strong yazıyo, bugün güçlüyüm, birinde happy yazıyor, bugün mutluyum gibi. Yeni koleksiyonumda çok farklı bileklikler var. Modları yükseltecek kelimeler olacak.

Peki takı meraklıları ürünlerinize nerelerden ulaşabilirler?

İstanbul’da yer alan mağazamızdan sipariş verebilirler. Ayrıca Ankaralılar, Nex Level AVM’de bulunan Harvey Nicholas mağazasından temin edebilirler.

İleriye yönelik hayalleriniz ve hedefleriniz nelerdir?

Açıkçası Türkiye ile sınırlı kalmak istemiyorum. Yurt dışına çıktığım zaman Türk modacıları, takı tasarımcılarımızı görünce çok gururlanıyorum. Bende ileride onlar gibi olmak istiyorum. Dünya çapında bir marka yaratmak istiyorum. Kendi ülkemi temsil eden bir tasarımcı olmak en büyük hayalim.

Sporla aranız nasıl?

Aslında sporun herkesin hayatında olması gerektiğini düşünüyorum. Tabi iş temposunun yoğunluğundan dolayı ben o düzeni uygulayamıyorum. Başlıyorum diyelim bir kaç ay gidiyor. Daha sonra yaz tatili giriyor, seyahatler başlıyor, iş başlıyor, sonra ara veriyorum. Spor salonlarını sevmiyorum. Açıkçası bana rahat gelmiyor. Ya özel hocayla yürüyüşe çıkıyorum ya da yüzüyorum.

Kendizi içinde rahat hissettiğiniz stili öğrenebilir miyiz?
Ben eğer birşeyi beğendiysem alıyorum. Ayakkabıdan örnek verecek olursam, ayakkabı ayağımı sıksa bile eğer beğendiysem onu giyerim. Kıyafette de bilakis öyle. Bir insanın nasıl giyindiği, bakımı, dışardaki insanların beğenisi için değil kendine olan saygısından dolayı diye düşünüyorum.
Beğendiğim stili ise sadelik diye özetleyebilirim. Çok renkli, karışık stilleri sevmiyorum. Yeni sezonda tek renkler, koyu renkler moda. Dilek Hanif’i tasarımlarını da çok beğeniyorum. İçlerinde osmanlı işlemeleri tarzı olduğu için daha yakın hissediyorum kendime. Chanel, Prada ve Valentino da takip ettiğim markalar.

DİLA BULUT

Sizi tanıyabilir miyiz?

İnsanın hayatı boyunca kendisine sorması gereken bir soru, çok kolay verilebilicek bir cevap değil. Aslında her geçengün yeni bir kişiliğimizi tanıyoruz. Sakin ,dingin bir insanımdır. Sormayı soruşturmayı, okumayı seven yürümeyi seven bir yapım var.

Sizin de Nida Hanım gibi tasarıma ilginiz var mı?

Annemin zevklerine güvendiğim gibi ablamın da zevklerine güveniyorum. Genelde beni bir insan olarak etkileyen şey fikir oluyor ve Nida da ürünlerinde fikri somut olan bir parçaya, takıya yansıtıyor. Benim için sadece görsellik okadarda önemli değil. Öyle bir yapıya sahip değilim. Benim için görselin arkasında yatan fikir çok önemli. Bunu da Nida’nın ürünlerinde görmek mümkün. Bence bu fikir, ürünleri alan kişilere de yansıyo. Ürünlerin de ışıltılı, enerjik bir yapısı var.

Hukuk okuduğunuzu biliyoruz. İş hayatınıza bu yönde mi devam edeceksiniz?

Küçüklüğümden beri edebiyat ve felsefeye ilgiliyim. Mesela ÖSS’ye çalışmaktansa genelde kitap okumayı severdim. Üniversitede felsefe-sosyoloji okumak istedim. Annem daha sonra hukuk oku, sonrasında istediğini yaparsın dedi. Bende annemi kırmayıp bu bölüme yöneldim. Hukuk okuyunca aslında hukuk hakkında çok şey bilmediğimi fark ettim. Hukuk okumayı sadece avukatlık olarak gördüğüm için istemiyordum ama şuan 4. sınıftayım ve ben şunu anladım. Bu bölüm bana sosyolojiyi, felsefeyi hukuksal olarak analiz etme imkanı sağladı. Onun için pek de pişmalık değil aksine mutluluk duyuyorum. Bundan sorraki hayatımda bölümümün etkisini ve faydasını göreceğimi düşünüyorum. Okulda akadamisyen olarak kalabilirim, yazmaya, okumaya, izlemeye merakım var.

Sizin modayla aranız nasıl?

Ben Nida kadar modayı çok takip etmiyorum. İnsan kendine yakışan, kalbini yansıtabileceği kıyafetler giymeli bence. Zeynep Tosun’u çok beğeniyorum. Çünkü insanın kişiliğini, karekterini çok başarılı bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Kıyafetlerden çok çabuk sıkılıyorum. Vazgeçilmez bir parçam yok. Bir kıyafeti en fazlı üç kere giydikten sonra sıkılıyorum.

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN