Keyifli Hayatın Dergisi

TÜRK MÜZİĞİ KADAR ZARİF VE ASİL; EBRU EDA ERSOY

SHARE
, / 454 0
   

TRT Ankara Radyosu Tanbur Sanatçısı Ebru Eda Ersoy, beş yaşında notalarla tanışarak piyano çalmayı öğrendikten sonra TRT Ankara Radyosu Ses Sanatçısı olan annesi Ela Altın’ın isteği üzerine Türk Müziği eğitimi almaya başladı. 10 yaşında tanbur ile tanışan Ebru Eda Ersoy, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dış İşleri Bakanlığı’nın tüm resepsiyon ve yemeklerinde protokol sanatçısı olarak yer alıp, yabancı ülke başkanlarına, krallarına, kraliçelerine konser verme şansı buldu. Türk Müziği’nin zarif ve asil tarzına gönül veren Ebru Hanım, bu alandaki çalışmalarını sorularımıza verdiği samimi cevaplarıyla anlattı.

Türk Müziği’ne çocuk yaşlarından bu yana gönül veren TRT Ankara Radyosu Tanbur Sanatçısı Ebru Eda Ersoy, müziğe olan ilgi ve tutkusunu anlattı. Sanatın insan hayatındaki yeri hakkında bilgiler veren Ersoy, bu alanda yetenek sahibi olanlara da küçük tüyolar vermeyi ihmal etmedi.

Ebru Eda Ersoy’u kendi dilinden tanıyabilir miyiz?
Ankara’ da doğup, büyüdüm. İlk, orta ve lise öğrenimimi her zaman ruhunu yaşatmaktan mutluluk duyacağım TED Ankara Koleji’nde tamamladım. Ardından Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri bölümünden lisans diplomamı aldım. Genelde hayat felsefem çocukluğumdan beri kalbimin sesini dinlemek ve manevi tatmini yaşamaktı. Bu yüzden hayata gülen gözlerle bakıp “Pollyannacılık” oynarken, içimdeki duygusal ve hırsları olan o çocuğu hep korumaya çalıştım. Popüler, sosyal yaşantıyla, klasik, disiplinli kültürün bir sentezi olarak görüyorum kendimi. Çevremde, kime yaptığım işi söylesem önce şaşkınlık sonrasında da meraklı bir yüz ifadesiyle karşılaşıyorum. Bu da çok hoşuma gidiyor açıkçası. Klasik Türk Musikisi’nin en kıymetli sazlarından, Tanbur çalıyor olmam çok da sık rastlanan bir durum değil elbette. Bu yüzden de kendimi “Bugünün Saraylısı” gibi hissediyorum(gülüyor)

Sanat hayatına başlama hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?
Müziğe anne karnında başladım dersem inanın abartmış olmam. Annem TRT Ankara Radyosu Ses Sanatçılarından Ela Altın’dır. Evde sabah kalktıktan akşam yatana kadar çalıp söylenen ezgilerle büyüdüm. Beş yaşında notalarla tanışıp, piyano çalmayı öğrendim. Ardından üç sene Ankara Devlet Opera ve Balesi Çok Sesli Çocuk Korosun’da eğitim aldım. Mozart, Beethoven ile haşır neşirken bir gün annem; “Senin Türk Müziği’ni de bir o kadar iyi öğrenmeni istiyorum” dedi ve 10 yaşımda akort için burgularına bile erişemediğim Tanbur sazıyla tanışmamı sağladı. Hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim çok değerli hocam, tanbur sanatçısı Yılmaz Pakalınlar’dan, Türk Müziği Nazariyatı ve Tanbur dersleri aldım. Lise yıllarında TRT Ankara Radyosu TSM Gençlik Korosu’nda dört sene konservatuar niteliğindeki çalışmalara katıldım ve en nihayetinde üniversiteye başladığım 1994 senesinde Ankara Radyosu’nun açmış olduğu sınavı kazanarak İstisna Akitli Tanbur Sanatçısı olarak göreve başladım ve 2002 yılından bu yana da asil kadrodaki görevimi sürdürüyorum. Zor ama keyifli bir süreçti benim için. Türk Müziği’ni en doğru şekilde icra edip, kendimi yetiştirebileceğim tek yer TRT Ankara Radyosu’dur. Kapısından her girdiğimde Müzeyyen Senar, Zeki Müren’nin soluduğu havayı soluduğum için Allah’a şükrediyorum.

Sanatın insan hayatındaki yerini nasıl yorumlarsınız?
Çağlar boyunca insanoğlu, güzel sanatları, kendini ifade etmek, içinde bulunduğu toplumu, kültür birikimini bir sonraki nesillere aktarabilmek adına bir araç olarak görmüş. Batı ülkelerinde, sanat eğitiminin birey üzerindeki etkisi çok ciddiye alınıyor ve küçük yaşlarda okullarda “ART” derslerine yer veriliyor. Böylece çocuk yaşlarda insan, yeteneklerinin farkına varıyor, doğaya ve çevresinde değişen olaylara farklı bir gözle bakmayı öğreniyor, zihinsel ve duygusal yetilerini geliştiriyor ve en önemlisi özgüven duygusunu geliştirme fırsatı buluyor. Ülkemizde ne yazık ki müzik, resim ve beden dersleri not yükseltmeye yarayan seçmeli ders durumunda. Türkiye’nin genelinde ilkokulda müzik dersinde dönemin popüler şarkıcılarının şarkıları öğretiliyor. Çeşitli illerdeki çocuk korolarına sınav için gittiğimizde çok sık karşılaştığımız bir hadisedir bu. Bu anlamda TRT bir okul olma özelliğini korumaktadır. Çok Sesli, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında TRT çocuk ve gençlik koroları yetenekli kardeşlerimiz için ücretsiz eğitim vermektedir. Ben de dört senedir bu misyonu üstlenmiş, TRT Ankara Radyosu TSM Çocuk Korosu’nda Nota Solfej derslerinde eğitimci olarak görev yapmaktayım. Derslerimizde Türk Sanat Müziği makamlarıyla bestelenmiş genellikle aile, vatan, tabiat sevgisini anlatan çocuk şarkılarını öğretiyoruz. Aynı zamanda genç kardeşlerimle de misafir öğretim görevlisi olduğum Gazi Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı Çalgı Bölümü’nde Tanbur Sazı İcra derslerinde bir araya geliyorum.

   

Alanınızla ilgili olarak başınızdan geçen en farklı hikayenizi anlatır mısınız?
Profesyonel 20 yıllık sanat çalışmalarımda birçok güzel etkinlikte yer aldım. Yurt dışında ve yurt içinde çeşitli festival ve konserlerde, sazımla kurumumu temsil ettim. TRT’nin düzenlemiş olduğu yarışmalarda jüri üyeliği yaptım. 1999 yılında Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Semih Sergen’in oynadığı ve yönettiği “III. Selim” eserinin müziklerini icra ettim. Hatta figüran olarak kadroda yer bile aldım. Çok eğlenceli ve keyifli turnelerimiz oldu. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dış İşleri Bakanlığı’nın tüm resepsiyon ve yemeklerinde protokol sanatçısı olarak yer alıp, yabancı ülke başkanlarına, krallarına, kraliçelerine konser verme fırsatım oldu. O kadar çok unutamadığım anım var ki. Ama sizinle paylaşabileceğim en güzel hatıram 1999’da Çankaya Köşkü’nde, zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in vermiş olduğu resmi davette Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton’un sahneye gelerek, 7 kişiden oluşan biz TRT Ankara Radyosu Saz Sanatçılarıy’la tanışmasıdır. Türk Müziği ve Türk sazları hakkında kendisiyle yarım saat sohbetim oldu. Benden kendisi için bir taksim yapmamı ve sazımı tanıtmamı rica etti. Buna karşılık bende kendisinden enstrümanıyla bize eşlik edeceği bir konser sözü aldım. (gülüyor) Gerçekten çok hoş bir sohbetti. Türk Müziği’ne ve kültürüne göstermiş olduğu ilgi, yerli ve yabancı basında büyük ilgi görmüştü.
Türk Müziği sizin için ne ifade ediyor?
Ailem ve müzik, beni özel kılan en önemli iki kavram. Her ikisi de hayatımı düzenleyen ve dengede tutan temel taşlarım. Müzik diyerek genelliyorum çünkü sanatçı, var olan tüm müzik tarzlarını dinleyip takip etmelidir. Her ne kadar Türk Müziği’nin zarif ve asil tarzına gönül vermişsem de Halk Müziği’ne, Caz, Opera ve Dünya Müzikleri’ne karşı oldukça ilgim var. Zaten “Ben o müzikten nefret ederim” diyen birinin hiçbir müziği, gerçek anlamda anlayıp sevebileceğine inanmıyorum. Neden mi? Kötü müzik yoktur, kötü icra vardır. Müzik zevki de bir insanda ancak bol bol alternatif müzik türlerini dinleyerek gelişir. Bakıyorum da günlük koşuşturmalar içinde insanların, duygusal olarak birbirinden uzaklaşması, sevgi alışverişinde bulunamaması ve kendini ifade edememek gibi sıkıntıları var. İşte bence müziğin şifa veren yapısı burada yardımımıza koşuyor. Ruhumuzu bir şekilde doyurmamız gerekir. Başlangıç olarak, hemen size mucizevi bir reçete verebilirim. Biraz Tanburi Cemil Bey, biraz Selahaddin Pınar, Lemi Atlı, biraz da Avni Anıl.

İnsanların sanata ve Türk Müziği’ne bakış açısı nasıl geliştirilebilir?
Bizim toplumumuzda neden sanatsal aktivitelere daha fazla zaman ayırmıyoruz. Bunun maddi yönden de çok fazla bir külfeti yok ayrıca. Kaçımız son üç ay içinde konser salonunda performans dinledi? Opera, tiyatro, bale? Kaçımızın Ankara Radyosu’nda her hafta gerçekleştirilen konserlerden haberi var? Kaçımız amatör olarak bir müzik aleti çalıyor ya da şarkı söylüyor? Bakın bu işin sırrı anne-babalara düşüyor. Evde, arabada sanat değeri olan müzikleri dinlemeliler. Çocuklarını sabırla müzikal etkinliklere götürmeliler. Hatta yetişkinler için düzenlenen salon konserlerine birlikte gitmeliler ki, sanatın ciddiyet gerektiren saygın bir olgu olduğu bilinciyle büyüsünler. Uygar medeniyetler seviyesine Minur Nurettin Selçuk, Alaeddin Yavaşça, Aşık Veysel, Leyla Gencer’i tanımayan gençlerle mi ulaşacağız? Çok da pesimist olmayayım hadi, Türk Müziği atıl durumda diye üzülenleri de sevindireyim biraz. Ankara’da 20’yi aşkın amatör koro faaliyet gösteriyor. Evinize en yakın olanına ziyarette bulunun lütfen, işinin ehli bir şefle şarkı söylemek ne kadar keyifli, keşfedin derim.

TRT’nin Türk Müziği’nin tanıtımında etkinliği ne ölçüdedir?
Şu anda en kaliteli ve en doğru Türk Sanat Müziği’ni, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu aracılığıyla ulaştırabiliyoruz sanatseverlere. Misyonu; hiçbir reyting kaygısı olmadan kültürümüzü korumak, tanıtmak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak olan TRT, 5 kıtada yayın yapabilme imkanına sahiptir. Ayrıca zengin arşiviyle gerek CD gerekse DVD kayıtlarıyla tüm müzik marketlerde yaptığımız çalışmaları sunuyoruz. Her yıl kamuoyuna duyurulan ilanlarla ses ve beste yarışmaları düzenleyen kurumumuz, yeni nesil solist ve bestekarların gün yüzüne çıkmasına vesile olmaktadır. Müzikal anlamda kimin bilgiye ve yardıma ihtiyacı varsa büyük bir mutlulukla kapılarımız sanatseverlere daima açıktır. Bu anlamda sanata ve sanatçıya verdiği değer ve katkıdan dolayı TRT’ye çok teşekkür ediyorum.

Bu alanda yeteneği olanlara neler söylemek istersiniz?
Müzik iki şey için yapılır. Para kazanmak veya sanat için sanat. İlkini seçenlerin yolu açık olsun. Her ikisini de becerebilen varsa en büyük alkış onlara gitsin. Ben ikinci yolu seçenlerdenim. Benim yolumu seçecek dostlara da şunu söylemek isterim ki; sanat disiplin ve fedakarlık işidir. Doğru adreslerden yardım almaya çalışsınlar, araştırsınlar. Bol bol dinlesinler, dinletsinler. Çünkü biliyorum ki müzik bitince hayat da son bulacak. Umarım herkesin bu kubbede bırakacak hoş bir sedası olur. Sevgi ve saygılarımla.

İlgili Haberler

YORUM YAPIN

Your email address will not be published.

PASSWORD RESET

LOG IN